Politikacıların Yalanlarına Seçmen Neden Tepkisiz Kalır?

Politikacılar açıkça yalan söylediği halde nasıl olur da destekçi kaybetmezler? Bir konudaki iddialar asılsız çıktığı halde neden halkın güveninde büyük kayıp yaşamazlar? Yoksa halk yanlış bilgilendirilmiş olmayı çok da umursamaz mı? Bu konuda politikacıların yürüttüğü söylem bazında özel psikolojik yöntemler var mıdır?

Bu yazıda yukarıda sıraladığım sorulara yanıt bulmaya çalışacağım. Tabii konunun havada kalmaması için yurt dışında yayınlanmış bir analizden de faydalanacağım. New York Times’da yayınlanan, London Business School’da öğretim görevlisi olan Daniel Effron’a ait yazı bize yol gösterici olacak, hatta bu yazının gövdesini oluşturacak. Ama öncesinde kendi fikirlerimi de paylaşmak isterim.

seçmen psikolojisi

 

Halkın zihninde politika çok temiz bir alanı temsil etmiyor. Siyasetin zaten temelde, en başta çarpık bir yer olduğu inancı hakim. Böylesi yerlerde birtakım tavizler vermek zorunludur. İşte bu sebeple kamuoyunun bir bölümü için tolere edilebilecek hatalar, yalanlar var. Kişisel olarak değişmekle birlikte herkesin daha hassas olduğu ve daha rahat tolere edebildiği konular var. Kısaca halkın bir bölümü yanlış bilgilendirilmiş olmayı tolere ediyor, ‘hoş görüyor’, umursamıyor, ciddiye almıyor.

Bu alanda ortaya konabilecek ikinci teorim ise kamplaşmış, kutuplaşmış toplumlar için geçerli. Tarafgirliğin yoğun olarak yaşandığı ve hislerin mantığı devre dışı bırakabildiği toplumlarda objektif değer yargıları kaybolur. Bunun şekil olarak bir futbol fanatizminden hiçbir farkı yoktur. Nasıl ki Galatasaray – Fenerbahçe rekabetinin tarafları aynı konuda lehte veya aleyhte durumlarda farklı tavırlar takınabiliyorsa siyasette de bu böyle olabiliyor. Kendisini seçtiği taraf ile yoğun olarak özdeşleştirmiş kişi için artık savunmaya geçme ve hücum etme refleksleri ön plandadır. Yani burada konunun tarafı konunun özünden daha önemlidir. Duygular mantığın önüne geçmiştir.

Üçüncü teorim ise seçmen psikolojisi ile ilgili. Seçmen siyasetin mükemmeli veya iyiyi bulmaktan çok seçenekler arasından en iyiyi bulma üstüne kurulu olduğunu düşünür. Böylece yine birtakım hataları tolere etmek zorunda kalır. Yaptığı genel değerlendirme sonucu seçenekler arasından daha yetkin olduğunu düşündüğünü tercih eder.

Şimdi bu konuda ABD Başkanı Trump örneği üzerine kurulu yukarıda da bahsetmiş olduğum yazıdan alıntılar yapacağım. Yazının başlığı ‘Trump’ın destekçileri neden onun yalanlarına aldırış etmiyor?’ şeklinde. Washington Post’un haberine göre Trump’ın, başkanlığının ilk 400 gününde 2.400’ten fazla yanlış veya yanıltıcı iddiası olmuş. Buna rağmen Cumhuriyetçi seçmen arasında yüzde 82’lik bir desteğe sahip olmayı sürdürmüş. Yazıda bu nasıl olabilir sorusu yanıtlanmaya çalışılmış.

seçmen tepkisi
                                                                  Shutterstock

Seçmenin bir kısmının bu açıklamalara inanacağı gibi bir kısmının bunu tolere edebileceği veya bu konuda fazla hassasiyet göstermeyebileceği ilk olarak vurgulanıyor.

Akademisyene göre ise asıl odaklanılması gereken nokta başka. Buna göre Trump’ın sözcüleri derin bir psikolojik strateji güdüyor. O da söylenenler ya gerçek olsaydı üzerine kurulu bir strateji. Seçmenler söylenenin tamamen yanlış olduğunu bilse dahi bu psikolojik yönlendirme sayesinde ahlaki bir sorgulama yapmıyorlar.

Bu konudaki örneklerle ilerleyelim. Trump göçmen bir Müslümanın saldırıda bulunarak suç işlediğine dair yalan bir iddia içeren video’yu twitter’da paylaşmış (retweet). Bu yanlış iddiayı ise Beyaz Saray Sözcüsü Sarah Sanders şu şekilde savunmuş: ‘video gerçek ya da değil ama böylesi bir tehdit gerçek.’

Bu gibi örnekler çoğaltılabilir. Örneklerdeki önemli kısım ise iddiaların doğru olduğuna dair ısrarcı olmak yerine savunucular iddialar gerçek de olabilirdi üstüne kurulu bir söylem geliştirmişler. Örneğin Trump’ın seçildiği gün gerçekleşen başkanlık devir teslim töreninde rekor düzeyde bir kalabalığın olduğu iddiasında bulunulmuş. Bu yanlış söylemi Başkanın danışmanı şu şekilde geçiştirmiş: ‘Soğuk hava insanların katılımına engel oldu.’

Belli sayıda insanla yapılmış bir araştırmada farklı koşullarda söz konusu iddia gerçek olsaydı ne düşünürlerdi diye sorulmuş. Örneğin, başkanlık töreninde güzel bir hava olsaydı söz konusu kalabalığın toplanıp toplanmayacağını düşünmeleri istenmiş katılımcılardan. Bu şekilde düşünmek Trump destekçilerinin söz konusu yanlış bilgilendirmeyi daha az etik kaygılarla değerlendirmelerine neden olmuş. Yalnız bu sadece Trump destekçileri için bu şekilde sonuç vermiş. Bu da tarafgirlik üzerine yukarıda bahsettiğim teorimi güçlendirici bir sonuç olmuş. Yazı da zaten bu tarafgirliğin söylemleri nasıl farklı yorumlamamıza neden olduğuna işaret ederek sona eriyor.

Yazıya son vermeden önce aklıma düşen bir başka örneği de aktarmak istiyorum. Hatırlarsanız Amerikan seçimleri öncesi Facebook’ta çok sayıda yalan haberin paylaşıldığına dair yazılar okuduk. Facebook’a dava açılmasına neden olacak düzeyde spesifik bir organizasyon olan bu olayda dikkat çeken nokta ise insanların haberlerin doğruluğu veya yanlışlığını sorgulamadığı veya sorgulasa dahi neye inanmak isterse ona inandığına dair ortaya çıkan sonuçtu.

Son olarak ise şunu eklemek ve vurgulamak istiyorum: Yazıda özellikle kendi teorilerime yer verdiğim bölümde sadece yanlış bilgilendirmeye yönelik tepkisizliğin kişisel olarak haklı veya haksız görülebilecek olası sebeplerini belirttim. Bu tavrın doğru olup olmadığına dair bir yargıda bulunmak ve seçmen psikolojisin sorgulamak gibi bir amaç edinmedim. Tüm bu teoriler ve araştırmalar neticesinde sizler de görüşlerinizi yorum yaparak iletebilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.