Johnson Mektubu

Türk Dış Politikası için önemli konu başlıklarından birini tek başına bir mektup oluşturmaktadır. Gerek Türk diplomasisinin ve milletinin alışık olmadığı üslubuyla gerekse Türk – Amerikan ilişkilerinde bir kırılma meydana getirmesi ile şöhrete ulaşmış bir mektuptur şimdi bahsedeceğimiz ‘Johnson Mektubu’.

JOHNSON MEKTUBU ÖNCESİ SİYASİ DURUM

Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakı için (enosis) Kıbrıs Rum lideri Makarios önderliğinde örgütlenen Rum tedhişçiler 1963 yılından itibaren Türklere saldırılara başlamıştır. Türkler kaçırılıyor ve öldürülüyorlardı. Makarios Kıbrıs Anayasasında Türkleri yok sayacak değişiklikler talep etmekte, bu istekleri ise Türk tarafınca reddedilmekteydi. Bu saldırılar ve kriz 1964 yılı boyunca da devam etti. Bu kriz ve saldırılar karşısında Amerika olaylara seyirci kalmış, Birleşik Devletlerin bu tutumu ise Yunanistan ve Rumları daha da cesaretlendirmiştir. İngiltere de bu olaylara müdahil olmaktan kaçınmıştır. İngiltere olayın tüm sorumluluğunu Amerika’ya bırakma politikası gütmüştür. Türkiye de Amerika’dan bir tavır beklemiş ancak Amerika, Yunanistan ve Türkiye arasında haklı haksız ayrımı yapmamaya özen göstermiştir.

İngiltere ve Amerika’nın bu tutumları ve Rum saldırılarının giderek şiddetlenmesi karşısında Türkiye, 25 Aralık 1963, 15 Şubat 1964, 23 Mart 1964 ve 5 Haziran 1964 günlerinde olmak üzere dört defa asker göndermek suretiyle Kıbrıs’a müdahale etmek istemiş ancak bu girişimler her seferinde çeşitli sebeplerle geri bırakılmıştır. Oysa 1959 Garanti Antlaşmasının 4. Maddesine göre Türkiye’nin böyle bir müdahale hakkı bulunmaktadır.

15 Şubat 1964 tarihindeki müdahale girişimi neticesinde Güvenlik Konseyi meseleye el koymuş ve 4 Mart 1964’te 8 maddelik bir karar alınmıştır. Bu kararlardan birinde adaya bir barış gücü gönderilmesinden söz ediliyordu.

Barış Gücü adaya gelmeden Rumlar avantajlı bir durum elde etme amacıyla saldırılarını hızlandırdılar. Bunun üzerine Türk hükümeti Meclisten Kıbrıs’a müdahale yetkisi aldı. Bu gelişmelerden dolayı BM Barış Gücü hızlı bir şekilde adaya sevk edilmiştir.

Barış Gücünün adaya gelmesi bir süre Rum tarafını dizginlemişse de mayıs ayında Makarios mecburi askerlik hizmeti ile Rumları askere almaya başlamış, ağır silahlar satın almış ve Sovyetlerle de yakın ilişkiler içine girmiştir.

Bu yeni gelişme Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahalesi kararını kesinleştirmiştir. Türk askerinin Kıbrıs’a 7 Haziran’da çıkması planlanmıştı ama 5 Haziran’da ‘Johnson Mektubu’ hadisesi patlak vermişti. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Johnson Başbakan İsmet İnönü’ye 5 Haziran günü, ifadesi ağır ve içeriği tehdit dolu bir mektup gönderdi. İçeriği uzun süre sır olarak saklanan Johnson Mektubu ancak 1,5 yıl sonra, 13 Ocak 1966’da Hürriyet gazetesine sızdırılarak yayınlanacaktır. Faydalandığımız bir başka kaynakta ise bu konuda mektubun Mecliste gizli oturumda okunmasından ötürü sızdırıldığı iddialarına da yer verilmektedir ancak içeriğin tamamen öğrenilmesi gazete haberi ile mümkün olmuştur.

hürriyet gazetesi mektup

JOHNSON MEKTUBU MADDELERİ

Johnson Mektubu Türk hükümetinde büyük bir hoşnutsuzluğa ve gayet sert tepkilere sebep olmuştur. Bu mektup nedeni ile müttefik Amerika’ya olan güven kaybolmuş ve dış politikada Sovyetler ile yakınlaşma politikaları yürütülmüştür. 1964 yazında Ankara caddelerindeki gösterilerde halk dönemin popüler sloganı olan ‘Yankee, Go Home’ ile Amerika’ya tepki göstermiştir.

Johnson Mektubu’nda özetle şu konular vurgulanmıştır:

1-) Türkiye ABD’ye danışmadan müdahale kararı almamalı ve uygulamamalıdır.

2-) Türkiye, garanti antlaşmasını tam işletmeden adaya müdahale kararı almıştır. Türkiye henüz müdahale hakkını kullanamaz. Antlaşmanın tarafları ile görüşme imkanları tüketilmelidir öncelikle.

3-) Müdahale iki NATO üyesi ülke olan Türkiye ile Yunanistan arasında bir çatışmaya yol açacaktır. İki ülke de NATO’ya katılarak bir daha savaşmayacaklarını kabul etmişlerdir.

4-) Türkiye tarafından Kıbrıs’a yapılacak askeri bir müdahale, kendisini Sovyetler Birliği ile bir çatışma durumuna sokabilir. Türkiye, NATO’lu müttefiklerine danışmadan böyle bir harekete giriştiğine göre, acaba NATO’nun Türkiye’yi savunma yükümlülüğü var mıdır?

5-) Türkiye ile Amerika arasında mevcut 12 Temmuz 1947 tarihli yardım antlaşmasının 4. Maddesine göre, Türkiye Amerika’nın vermiş olduğu silahları Kıbrıs’a müdahalede kullanamaz. Çünkü bu silahlar Türkiye’ye savunma amacı ile verilmiştir.

6-) Ayrıntılı görüşmeler için Türkiye Başbakanı Washington’a giderse, Başkan Johnson bundan memnun olacaktır.

İNÖNÜ’NÜN CEVABI

Bu mektuba karşılık olarak Başbakan İsmet İnönü 13 Haziran’da çok daha uzun ve kapsamlı bir cevap yazmıştır. İnönü mektubunda şu noktalar öne çıkmıştır:

1-) Türkiye’nin ABD ile görüş alışverişinde bulunmadığı iddiası doğru değildir. Dört müdahale girişimi öncesi de yetkililerce gerekli haberler iletilmiştir.

2-) BM Gücünün oluşturulmasının gecikmesi, Makarios yönetiminin saldırılarının ve tahribatının artmasına yol açmıştır.

3-) Türkiye Garanti Antlaşmasının tarafları ile görüşmeler yapma sorumluluğunu 6 aydan beri çeşitli vesilelerle yerine getirmiştir. Fakat Yunanistan bu girişimleri sonuçsuz bırakmıştır.

4-) Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahalesinin Ada’yı taksim amacı ile yapılacağına dair ifadeler büyük bir hayrete ve derin bir üzüntüye yol açmıştır. Türkiye bir gün Kıbrıs’a müdahale zorunda kalırsa bu tamamen uluslararası antlaşmaların hükümlerine ve amaçlarına uygun olarak yapılacaktır.

5-) Başbakan İnönü, Washington’da Başkan Johnson’la görüşmeyi kabul etmektedir.

6-) Türkiye’nin anlayışına göre, NATO, saldırıya uğrayan bir üyeye derhal yardımı mecburi kılmaktadır. Üyelerin takdirine bırakılan husus, yardımın mahiyeti ve genişliğidir.

inönü mektup

İnönü 22 – 23 Haziran’da Washington’a giderek Başkan Johnson ve ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilileri ile görüştü.

Johnson Mektubu, genelde Türk dış politikası ve özelde de Türk – Amerikan ilişkilerini uzun yıllar muazzam şekilde etkilemiştir. Türkiye’nin NATO’ya olan inancı ve güveni de sarsılmıştır.

Mektup Türk dış politikasının çok yönlülüğe geçişi sürecinde çok önemli bir kilometre taşı oldu. SSCB ve üçüncü dünya ilkeleri ile ekonomik ve siyasal ilişkileri geliştirmenin yolları aranmaya başladı.

Johnson Mektubu Türk ordusundaki silahların büyük bölümünün ABD kaynaklı olmasının yol açtığı olumsuzluğu gözler önüne serdi.

Not: Bu yazının yazılmasında Fahir Armaoğlu’nun ‘20. Yüzyıl Siyasi Tarihi’ isimli eserinden ve Baskın Oran’ın (ed.) Türk Dış Politikası isimli kitabından faydalanılmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.