David Ricardo

David Ricardo 1772 yılında Londra’da göçmen bir Yahudi ailenin on yedi çocuğunun üçüncüsü olarak dünyaya gelmiştir. Babası Abraham Ricardo başarılı bir borsacıydı. Oğlunu da on dört yaşından itibaren Londra Borsası’na götürmeye başlamış ve bu sayede David Ricardo 1793 yılında daha 21 yaşındayken kendi adına borsada hesaplar açmaya başlamıştı. Bu tarihten itibaren kendi ayakları üzerinde durmaya başlamış olan bu genç borsacı Waterloo Savaşı’ndan sadece dört gün önce tedavüle çıkarılan devlet savaş bonosunu alarak en ünlü yatırımını yapmıştı. Zafer haberi Londra’ya ulaştığında bonoların getirisi de katlanmış ve önemli bir servete sahip olan Ricardo nüfusu az bir seçmen bölgesinden maddi gücünün yardımıyla Avam Kamarası’na girmişti.

Ricardo’nun ekonomiye olan ilgisi karısının hastalığı döneminde Bath’a gittiği bir sırada Adam Smith’in meşhur eseri ‘Milletlerin Zenginliği’ kitabı ile tesadüfen tanışması ile başlamıştır.  Kendini Adam Smith’in büyük bir hayranı olarak niteleyen Ricardo’nun bu eserden etkilendiği de açıktır.

Dönemin ekonomi alanında söz sahibi aydınları ile dostluklar kuran David Ricardo nüfusa dair teorileri ile bilinen Thomas Robert Malthus ile benzer düşündüğü noktalar olmuşsa da sürekli çekişme halinde olmuştur. Akıl hocası ise pragmatizmin kurucusu Jeremy Bentham’dı.

Bugün dahi unutulmamasını sağlayan şöhretinin asıl sebebi uluslararası ticaret ve kamu harcamalarının tesiri hakkındaki teorileridir. Smith’in aksine Ricardo’nun bir ekonominin işleyişinin tamamını içine alan bir teorisi yoktur ancak temel meselelere odaklandığı konular günümüzde bile tartışılmaya devam eden alanlar olmuştur.

Ricardo’nun temel görüşleri, bölüşümün düzenlenmesini sağlayan kanunlar ve bölüşümün ilkeleri üzerinde olmuştur. Özellikle toprağın geliri olarak nitelendirilen rant kavramı üzerinde duran iktisatçı, Klasik Okulun varsayımları üzerinden açıklamalarını yapmıştır.

MUKAYESELİ ÜSTÜNLÜK TEORİSİ

David Ricardo ortaya attığı Mukayeseli Üstünlük Teorisi ile, uluslararası ticaretin yapılabilmesi için, Adam Smith’in belirttiği gibi, ticarete katılan ülkelerin, belirli malların üretiminde mutlak üstünlüğe sahip olmalarının şart olmadığını öne sürmüştür. Smith için bir ülke en iyi ürettiği ürünü başka ülkeye ihraç etmeli ve bundan gelecek para ile de kendi başına verimli bir şekilde üretemeyeceği ürünü satın almalıdır. Ricardo’ya göre ise, her ülkenin öteki ülkelere göre karşılaştırmalı olarak daha üstün olduğu malların üretiminde uzmanlaşması sonucunda yapılacak ticaretten, ticarete katılan ülkelerin tamamı karlı çıkacaktır.

Ricardo’nun bu konudaki görüşü hiçbir üründe mutlak üstünlüğe sahip olmayan ülkelere de ticaret yapabilme şansı vermektedir. Bu konuyu basit bir şekilde örneklendirelim: İki ülkeyi iki üründe karşılaştırdığımız zaman bir ülke her iki ürünü de diğer ülkeye göre işçi başına daha az çalışma süresi ile üretebiliyorsa bu ülke avantajlı konumdadır. Ricardo bu konuda avantajlı olan ülkenin kaynaklarının tamamını üretiminde en başarılı olduğu ürüne yönlendirmesi gerektiğini diğer ülkenin de alternatif ürünü üretmek amacı ile kaynaklarını kullanması gerektiğini söyler. Böylece toplam çıktıda verim artışı olur.

MUKAYESELİ ÜSTÜNLÜK TEORİSİNE ELEŞTİRİLER

Ricardo’nun bu teorisinde birtakım eksiklikler de mevcuttur. Ürünün üretiminde sadece emeği göz önünde bulundurması (emek – değer teorisi) ve işçilerin uluslararası dolaşımını hesaba katmaması bu teoriye yapılan eleştirilerin başında gelir. Bir başka eleştiri ise bir ülkenin en iyi olduğu ürüsiyasal iktisadın ve vergilendirmenin ilkelerinde uzmanlaşıp geriye kalan her şeyi ithal etmesinin sürdürülebilir olmadığı yönündedir. Büyük bir cari açığa sebep olacak bu duruma bugün A.B.D. ile Çin’i örnek verebiliriz. Aynı şekilde çalışma standartlarının farklılık göstermesi, çevreye olan hassasiyetin değişkenlik göstermesi gibi faktörler de üretim maliyetinde etkilidir. Yine bu konuya aynı iki ülke örnek verilebilir.

Ricardo dış ticarete sınırlamalar getirilmesine karşı çıkmıştır. Piyasaya bu tür müdahalelerin kaynakların bölüşülmesinde yıkıcı sonuçlar doğurabileceğini belirtmiştir. Bahsettiğimiz Mukayeseli Üstünlük Teorisi ile de serbest ticaretin tüm ülkelere fayda sağladığı ve özellikle de zengin bir ülkenin yoksul bir ülke ile ticaret yapmasının ikisini de zenginleştirdiği fikri WTO (Dünya Ticaret Örgütü) ile onun ardılı Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması’nın (GATT) temelini oluşturur.

Ricardo’nun bir diğer önemli teorisi ise azalan verimler yasasıdır. Bu yasayı tarım sektörü üzerinden açıklar. Nüfus artınca gıda talebinin arttığını, çiftçilerin bu talebi karşılayabilmek için daha az verimli toprakları kullanıma açmak zorunda kaldığını ifade etmiştir. O topraktan elde edilen getiri önceki kadar yüksek olmayacaktı. Hatta ne kadar çok toprak kullanılırsa her bir yeni arazi parçasından elde edilen ek kar da o denli düşecektir. Bu durum azalan verimler yasası olarak ifade edilir.

Ayrıca değişen verimlere sahip toprakların kullanıma açılması rantı da beraberinde getirir. David Ricardo’nun rant teorisine göre daha az verimli bir toprak karı da düşürür. İki toprağın getirisi arasındaki bu fark da rant olarak adlandırılır.

Zamanın önde gelen ekonomistlerinden biri olan Ricardo, 1817 yılında yazdığı ‘Siyasal İktisadın ve Vergilendirmenin İlkeleri’ ile görüşlerini ekonomi dünyasına kazandırmıştır. Klasik İktisatçılardan biri olan David Ricardo 51 yaşında hayatını kaybetmiştir. Öldüğünde 45 milyonluk bir servetin sahibi olduğu tahmin edilmektedir.

Not: Bu yazıda, Phil Thornton’un İş Bankası Yayınlarınca Türkçeye ‘Büyük Ekonomistler’ adı ile çevrilen eserinden faydalanılmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.