Karl Marx

Karl Marx hakkında yazanların birçoğu onun kapitalizmin çökmesini öngören teorisi her ne kadar gerçekleşmemiş de olsa birçok alanda eşine çok ender rastlanabilecek bir etki bıraktığı konusunda hemfikir olmuşlardır. Ekonomi yazarı Galbraith kitabında bu etkiyi bir cümle ile şöyle özetlemiştir: ‘Hiç kimse eğer Marx yaşamasaydı, dünya aynı kalacaktı diyemez asla.’

Marx’ın ekonomiye dair teorileri ile yaşam öyküsü birbiri ile iç içedir. Bu nedenle Marx’ı anlamak için önemli derslerle yoğrulmuş hayatını da öğrenmek gerekmektedir.

Marx 1818 yılında Almanya’ya yeni katılmış olan küçük bir kentte, Trier’de doğar. Marx gençlik döneminde doğa, yaşam, meslek seçimi konularında makaleler kaleme almış, şiirler yazmıştır. Genç yaşta verdiği önerilerden birinde kişi uğraşısını insanlığa en çok katkıda bulunabileceği bir alanda aramalıdır diyordu.

Marx on yedi yaşında Bonn’da bulunan, soylu ailelerden gelme birkaç yüz öğrenciden oluşan küçük bir akademiye eğitim almak üzere gönderildi. Yazar Galbraith, Marx’ı gençliğinde olduğu gibi o dönemde de romantik olarak tanımlar ve ilgi gösterdiği konular arasında içki ve düello olduğunu söyler. Gevşek akademik standartlara göre bile Marx tembel bir öğrencidir o dönem. Bonn’da okuldan ziyade sosyal yaşantıya odaklanan Marx’ın babası hiç mektup yazmayışından ve yüksek masrafından yakınır. Burada ciddi bir eğitim alamadığını da düşünen babası bir yıl sonra Marx’ı Berlin’e gönderir. 1836 yılındaki bu değişim önemlidir çünkü Karl Marx entelektüel yaşamın tam göbeğine gelmişti.

Burada Marx için ciddi bir öğrenim süreci başlamış olmaktaydı. Etrafında Hegel’in öğrencileri vardır ve Hegel onun düşüncelerinde çok büyük bir etki bırakmıştır. Tez, antitez ve sentez olarak özetlenen diyalektik kavramı Marx tarafından toplumsal hareketleri ve devinimleri anlamak için kullanılabilecek önemli bir araç olarak görülmüştür.   Marx’ın dava arkadaşı Engels’in Hegel’in düşüncelerine dair sözleri şu şekildedir: ‘Hegel’in felsefesinin en büyük erdemi, ilk kez olarak dünyanın doğal, tarihsel ve manevi yanlarının tümünü, daimi bir değişim ve gelişim süreci olarak algılamış, sunmuş ve bu sürecin organik niteliğini göstermeye çalışmış olmasıdır.’ [i]

Bu organik değişim ve gelişim süreci Marx’ın düşüncelerinin temel dinamiği haline gelecektir. Değişimi tetikleyen de toplumun sınıfları arasındaki çatışma olacaktır. Toplum sürekli bir değişim hali içerisinde bulunacaktır. Bir yapı düzeni kurduğu zaman kendisini yıkacak güçleri de aynı zamanda besleyecek ve bu döngü sürekli devam edecektir.

Burjuvazi feodalizmi o dönem sona erdirmiştir ancak kapitalist yapıda sınıf bilinci gelişen proletarya da kapitalizmin sonunu getirecektir.

Marx Hegel’in düşünceleri üzerine çalışırken duygusal bunalımlarla ve bozulan sağlığı ile de mücadele etmiştir. Galbraith, Marx için hayatının büyük bölümünde sağlığı, kötü yaşam koşulları yüzünden bozuktu der. Şöyle de bir ekleme yapar: ‘Denilir ki, dünyadaki büyük işlerin çoğu sağlık açısından kendini iyi hissetmeyen kişilerce gerçekleştirilmiştir. Marx da bunun bir örneğidir.’

Hayatının bundan sonraki döneminde Marx çeşitli gazetelerde yazılar yayınlıyor, sansürcülerin ilgisini çekiyor ve takip ediliyordu. Bundan dolayı da sürekli ülke değiştirmek zorunda kalıyordu.

Yaşamında çok ciddi derecede ekonomik sıkıntılar çeken Marx’ın bu konuda yardımına Engels koşmuştur. Marx gibi Engels de Almandı. Ve yine Marx gibi o da orta sınıfın üst tabakasından geliyordu. Önceki devrimci liderlerin hepsi orta sınıf aydınlarıydı. Galbraith bu konuda istisna bulmanın olanaksız olduğunu söyler.

Belçika’da bulunduğu yıllarda Komünist Manifesto’yu yazan Marx adeta beklediği devrimi kendi eliyle törpüleyen bir sonuçla karşılaşmıştır. Komünist Manifesto’da birtakım istekler yer almaktadır:

  • Artan Oranlı Gelir Vergisi,
  • Demiryolları, Ulaşım ve Haberleşme Araçlarının Kamu Mülkiyeti,
  • Parasız Öğrenim,
  • Çocukların Çalıştırılmaması

Sadece birkaçını yazdığımız bu istekler öyle ya da böyle bir şekilde hayata geçmiş reformlar olmuşlardır. Bu da Galbraith’in deyimi ile kapitalizmin sivri uçlarını törpülemesine yardımcı olmuştur. İç devrim bu reformlardan haberi olmayan Çin, Rusya, Küba gibi ülkelerde gerçekleşmiştir.

2008 yılında meydana gelen global ekonomik kriz Marx’ın kapitalizm eleştirisine ve Das Kapital’e olan ilgiyi yeniden canlandırmıştır.

Düşünceleri nedeni ile sık sık ülke değiştirmek zorunda bırakılan Marx’ın yaşamının son durağı Londra olmuştur. Burada British Museum’da sık sık okumalar yapan ve Das Kapital’i yazan Marx’ın aynı zamanda ne büyük zorluklarla da mücadele ettiğini bir polisin notlarında da yer bulmuştur. 1852 yılında bir polis casus Marx’ın evini aradıktan sonra ayrıntılı bir rapor yazmıştır. O rapordaki ifadeler gerçekten ilgi çekicidir:

‘Bir baba ve eş olarak Marx, çılgın ve huzursuz kişiliğine karşın, son derece sevecen ve yumuşak bir kişidir. Marx Londra’nın en kötü, dolayısıyla da en ucuz kesimlerinden birinde yaşamaktadır. (…) Tüm apartmanda bir tek temiz ve sağlam eşya bulmak olanaksız. Her şey kırık dökük ve yırtık pırtık; üstleri de bir parmak toz kaplı, her yere aklın alamayacağı bir düzensizlik hakim. (…) Hollanda yapısı pipolar, tütün ve küller yine aynı masanın üzerinde. Tek kelimeyle her şey altüst durumda. (…)’ [ii]

Marx, İngiltere’de otuz küsur yıl yaşamıştır. Son yıllar Marx için hiç de mutlu bir dönem olmamıştır. Sağlığı çoktandır bozulmuştu. Eşinin ve kızının ölüm haberleri ile iyice sarsılan Marx 1883’te hayata gözlerini yumdu. Ölüm döşeğinde yatarken yanında Engels vardı.

Not: Bu yazının yazılmasında temel kaynak olarak Türkçesi Altın Kitaplar Yayınevi tarafından yayınlanmış olan J.K. Galbraith’in Kuşku Çağı isimli eseri alınmıştır.

[i] David McLellan, ‘Karl Marx: His Life and Thought’, New York, Harper and Row, 1973, s. 14.

[ii]  A.g.e., s. 315

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.