En Mutlu Ülkeler Sıralaması Gerçekçi Mi?

Yılda bir kez haber bültenlerine düşen ve ülkelerin maddi zenginlikleri ile orantılı olarak sıralanan ‘Dünyanın En Mutlu Ülkeleri’ başlıklı listeler ne kadar gerçeği yansıtıyor? Bireysel manada sorulan para ile saadet olur mu sorusuna toplumsal manada evet yanıtını veren bu listelerin ilk sıralarında yer alan ülkelerin vatandaşları devletlerinin kendilerine sunduğu geniş imkanlar sayesinde bireysel yaşantılarında ruhsal doyuma ulaşabiliyorlar mı?

Elbette bir devletin vatandaşına geniş sosyal imkanlar sunması, özgürlük ortamı sağlaması, iyi bir eğitim almasına imkan vermesi, doğru planlanmış ve estetik şehirlerde yaşama fırsatı sunması gibi çok sayıda farklı faktör insanlık için büyük değere sahip olumlu etkenlerdir.

Peki zenginlik artışı ile mutluluk artışı arasında bir bağ var mıdır? Bu soruya yazıda kitabından sıkça faydalanacağım sosyolog Zygmunt Bauman: ‘Eldeki bütün ampirik veriler, varlıklı toplumların nüfuslarında, mutlu bir yaşamın temel aracı olduğuna inanılan zenginlik artışı ile mutluluk artışı arasında hiçbir bağlantı olmadığını ortaya koyuyor!’[i] diyerek net bir cevap vermekte.

Profesör Richard Layard’ın bu konudaki şu sözleri de kayda değerdir: ‘Yaşamdan duyulan tatminle ilgili göstergeler gayri safi milli hasıla düzeyine büyük ölçüde paralel olarak yükselmesine rağmen, söz konusu göstergeler yalnızca yokluk ve yoksulluğun temel, ‘yaşamsal’ ihtiyaçların doyumuna imkan sağladığı noktaya kadar önemli ölçüde yükselir ve zenginlikte daha sonraki artışlarla birlikte tırmanış durur ya da sert bir biçimde duraksamaya meyleder.’[ii] Bauman, bu noktaya şöyle bir ilave yapar: ‘Genellikle, yıllık kişi başına ortalama geliri 20.000 ile 35.000 dolar arasındaki ülkeleri, 10.000 dolar sınırının altındaki ülkelerden yalnızca birkaç yüzde oranı ayırır.’

Gayri safi milli hasıla istatistikleri, alım satım işlemleri esnasında el değiştiren para miktarını kayıt altına alır. Yalnız daha çok para harcanması ile mutluluk elde edilebilir mi sorusunun yanıtı ortada durmaktadır. Yine bu noktada Bauman’a kulak verelim: ‘Örneğin, heyecan verici, enerji tüketen, risk dolu ve sinir bozucu bir faaliyet olarak bilinen mutluluk arayışı daha sık zihinsel depresyon vakalarına yol açarsa, anti-depresanlara daha fazla para harcanması muhtemeldir. Eğer, araba mülkiyetindeki artış yüzünden, araba kazalarının sıklığı veya kaza kurbanlarının sayısı artarsa, araba tamirleri ve tıbbi tedavi giderleri de o kadar artacaktır. Eğer musluk suyunun kalitesi her yerde düşmeye devam ederse, ister kısa ister uzun olsun, bütün seyahatlerde çantalarımızda taşınmak üzere su satın almaya giderek daha fazla para harcayacağızdır. (ne zaman bir havaalanı güvenlik kontrolü noktasına yaklaşsak şişeyi derhal içip bitirmemiz istenir ve biz de kontrol noktasının diğer tarafında bir başka şişe satın almak zorunda kalırız). GSMH rakamlarını yükselten bütün bu tür ve pek çok benzer örnekte, daha fazla para el değiştirir. Buna hiç şüphe yok. Ancak, anti-depresan tüketicilerinin, araba kazası kurbanlarının, su şişesi taşıyanların ve aslında kötü talihten endişe duyan ve acı çekme sırasının kendilerine gelebileceğinden korkan bütün insanların mutluluğundaki paralel bir artış işe daha az belirgindir.’[iii]

Zygmunt Bauman’ın bu açıklamalarına çok benzer bir açıklama ise 18 Mart 1968’de Robert Kennedy tarafından başkanlık seçim kampanyası döneminde yapılmıştır. GSMH’ye dayalı mutluluk ölçütüne ilişkin Kennedy şunları söylemiştir:

‘Bizim GSMH’miz, hesaplamalarında, hava kirliliğini, tütün reklamlarını ve otobanlarımızdan yaralıları toplamak üzere kullanılan ambulansları hesaba katar. Evlerimizi korumak için tesis ettiğimiz güvenlik sistemlerinin ve evlerimize gizlice girmeyi başaranları tıktığımız cezaevlerinin maliyetlerini kayda geçirir. Sekoya ormanlarımızın yıkımını ve bunların yerlerini, genişlemenin ve kaotik kentleşmenin almasını içerir. Çocuklara oyuncak satmak için şiddeti yücelten televizyon programlarını… kayda geçirir. Öte yandan, GSMH çocuklarımızın sağlığından, eğitimimizin kalitesinden ya da oyunlarımızın neşesinden söz etmez. Şiirimizin güzelliğini ve evliliklerimizin kudretini ölçmez. Politik tartışmalarımızın niteliğini ve temsilcilerimizin güvenilirliğini değerlendirmekle ilgilenmez. Cesaretimizi, aklımızı ve kültürümüzü dikkate almaz. Ülkemize duyduğumuz şefkat ve adanmışlık hakkında tek söz söylemez. Kısacası, GSMH, yaşama cefasını değerli kılan şeyler dışında her şeyi ölçer.’ [iv]

Yaşamı değerli kılan şeylere dikkat çekmeye çalışan Kennedy bu konuşmasından birkaç hafta sonra ise öldürülmüştü.

‘İşte Dünyanın En mutlu Ülkelerinin Sıralaması’ benzeri başlıklı haberlerin içeriği insandan bir hayli bağımsız gibi. Mutluluğun kriterinin sadece para ile ölçüldüğü algısını ise bir kandırmaca olarak nitelemek sanırım ağır bir itham olmayacaktır. Sizler de bu konudaki görüşlerinizi bu yazının altına yorum yaparak iletebilirsiniz.

[i] Bauman Zygmunt; ‘Yaşam Sanatı’, Versus Kitap Yayınları, 2011, İstanbul.

[ii] Richard Layard; ‘Happiness: Lessons from a New Science’, Penguin, 2005.

[iii] Bauman, a.g.e.

[iv] A.g.e. s.13

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.