Sadece Acı Bilge Yapar İnsanı

Hayat ciddi zorlukları içerisinde barındırır. Bizler haklı ve insani olarak zorluklardan kaçar, mutlu ve huzurlu bir hayata sahip olmanın peşinden koşarız. Elbette bu her zaman mümkün olmaz. Yaşam sürprizlerle doludur ve bu sürprizler bize tarifi dahi zor acılar yaşatabilir. Öyle ya hayatta her şey bizlerin elinde değildir.

Öyleyse dışardan bakınca dahi insanı korkutan o dikenli yollardan geçmiş insanların hayatlarına yakından bakalım. Onlar ne diyor peki? O çekilen acıların ruhlarında bıraktıkları izleri takip edelim.

Hayatımın her döneminde muazzam bir acı hep benimleydi diyen Nietzsche ile başlayalım. Stefan Zweig’in gözünden çektiği sıkıntıları bir hayal etmeye çalışalım: ‘Gerçekten de bu hastalık deryasında şeytani işkence hiç eksik olmaz: Baş ağrıları, o serseme çevirdiği insanı günlerce kanepeye ve yatağa bağlayan, bayıltacak denli şiddetli ve zonklamalı baş ağrıları, kan kusturan mide ağrıları, migren ağrıları, yüksek ateş, iştahsızlık, yorgunluk, hemoroit, bağırsak düğümlenmeleri, titreme nöbetleri, gece terlemeleri, kısacası korkunç bir kısırdöngü. Ayrıca ‘dörtte üç oranında körlük…. Lambanın titrek ve isli ışığında saatlerce ama saatlerce uyanık halde oturuyor, o aşırı gergin sinirleri bir türlü gevşeyip yumuşak bir yorgunluğa izin vermiyor.’

Sıkıntı Çekmek

Onun yalnızlığı bütün dünyayı örter, bir uçtan bir uca bütün hayatını kaplar der Nietzsche için Zweig. Aslında yazısında Nietzsche’nin acılarını öylesine betimler ki yazar, sizler de bu adamın halini bir film gibi izlersiniz. Sadece hastalıklara atıf yapılan kısa bir bölümünü bu yazıya ekledim ancak Nietzsche’nin yaşamını bir misafir gibi aktarır Zweig. Bu zorlu yaşam koşulları içerisinde çökmüş bir adam tablosu ile karşı karşıya kalırız. Hemen ardından ise yani bu çöküşün sonrasında ise bir keşif meydana gelir. Hayatının en depresif ve acılı dönemlerinde verimliliğinin azalmak yerine arttığını fark eder. Hastalığının hayatının amacına hizmet ettiğini görür. Adeta ona kendini borçlu bile hisseder. Zihinsel özgürlüğünü ona borçludur. ‘Zira ne zaman dinlenmek, tembelleşmek, gevşemek, yüzeyselleşmek istese hastalık onu şiddetle dürterek uyandırır. Askerlikten muaf olmasını ve bilime geri dönebilmesini hastalığına borçludur. Erken emekliliği ile dünyayı keşfe çıkmasını da…

‘Çevresini kaplamak isteyen her türlü kabuktan, sımsıkı sarmak isteyen her türlü bağdan onu sıyırıp alan (acılı ama yararlı) yine hastalığı olmuştur. Hastalık beni aynı zamanda kendisinden de kurtardı diye itiraf eder. Hayatının bir alışkanlık değil, bir yenilenme haline gelmesini hastalığa borçludur, ama şu keşfi de ona borçludur: ‘Hayatı adeta yeniden keşfediyorum, tabii kendimi de.’

‘Sadece miras olarak alınan ve asla bozulmayan hayvani sağlık bilinçsizdir, o her şeyden habersiz memnun olmak demektir. O hiçbir şey istemez, hiçbir şey sormaz, bu yüzden sağlıklı kişilerde psikoloji yoktur. Bütün bilgi acıdan doğar.’

‘Acı, sürekli eşeleyen, didikleyen acı, ruhun topraklarını altüst eder, yeni zihinsel meyveler için onu gevşeten ve havalandıran şey işte tam da bu sabanvari, acılı içsel deşmedir.’

Amaç

Bu sözler ve keşfi sadece ne Nietzsche yapmıştır ne de Stefan Zweig. Tarih boyunca filozoflar, düşünürler, şairler ve sesini duyamadığımız onca insan da hep benzer şeyleri farklı kelimelerle söylemişlerdir. Başına hiçbir felaket gelmemiş insandan daha şanssızı yok diyen Seneca’nın sözlerinde de aynı keşiften yola çıktığını görmek mümkün. Seneca’nın felsefesini şu yazıda daha önce aktarmıştım: Seneca’nın felsefesi.

Hayatı zorluklarla geçen bir başka insan ise örneğin Peyami Safa olmuştur. Nietzsche, Seneca ve Peyami Safa çok başka zamanlarda başka hayatlar yaşamış ve kolay kolay herhangi bir şekilde aynı kümede yer almayacak bu insanları hayatın cilvesi aynı noktada buluşturuyor bu yazımızda. Peyami Safa’nın not almış olduğum şu sözlerini okuyunca benzerliği siz de rahatlıkla göreceksiniz: ‘Başarmak için, korku da ümit de şarttır. İnsana fakirliğin ve hastalığın öğrettiklerini hiçbir okul ve kitap veremez.’

Peyami Safa da sağlığın, zenginliğin insanı uyuşturduğuna dikkati çekmiştir. Ona göre zenginlik ve sıhhat insana fazla özgüven verip onu uyuşukluğa teslim ediyordu. Oysa hastalık iradeyi kırbaçlayıp kişiyi uykudan uyandırıyordu.

Burada aslında acı çekmeye bir övgü yok. Yine Stefan Zweig’in tespitlerinden yola çıkarsak hastalıklar ve zorluklar insana sağlığın ve rahatın değerini de öğretiyor aynı zamanda. ‘Her ikisi de gereklidir: Hastalık bir araç olarak, sağlık bir amaç olarak; hastalık bir yol olarak, sağlık bir hedef olarak.’

Her şeyden öte konunun tüm sonucu ve özetini yine Zweig Nietzsche üzerinden kitabında yapıyor: ‘Hastalıktan sonra gelen bu ikinci sağlık, bu körlemesine kabullenilmeyip özlenerek kavuşulmuş şey, zorla elde edilmiş, yüzlerce inlemeyle, çığlıkla ve çaresizlikle satın alınmış şey, bu ‘ele geçirilmiş, bedeli ödenmiş’ sağlık, her daim sağlıklı olanın körü körüne rahatlığından bin kat daha canlıdır.’

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.