Basın Özgürlüğü ve The Post

‘The press was to serve the governed, not the governors.’

‘Basının görevi halka hizmet etmektir, halkı yönetenlere değil.’

Başrolünde Tom Hanks ve Meryl Streep’in oynadığı The Post filmi Vietnam Savaşı sırasında devlet kaynaklarından savaşa dair yapılan bazı analizlerin (Pentagon Papers) bir analist tarafından fotokopileri çekilerek elde edilmesi ve sızan bu belgelerin basının eline geçmesi ile yaşananları konu ediniyor.

(Not: Bu yazıda The Post filminin akışına dair bilgiler ve içeriğe yönelik yorumlar bulunmaktadır. Her ne kadar tarihi bir film olmasından ötürü içerikte seyir keyfine etki edecek gizli kalması gereken bilgiler  olmadığını düşünsek de bu konuda hassas iseniz yazıyı okurken dikkatli olmanızda fayda var.)

Bu belgeler ilk olarak New York Times’ın eline geçiyor. Belgelerde Vietnam savaşının kaybedileceği bilindiği halde savaşa devam edildiği, halka yalan söylendiği gibi çok sayıda ‘devlet sırrı’ yer alıyor. Eski başkanlar Keneddy, Johnson ve dönemin A.B.D. başkanı Nixon zamanlarında yapılanları içeriyor bu binlerce sayfalık dokümanlar.

The post

Bugünden geçmişi değerlendirmek geçmişi anlamayı zorlaştıracağı gibi yaşananların zorluklarını da iyice kavramamıza engel olabilir. Dönemin Amerika’sına baktığımız zaman sürekli olarak vurgulanan Komünizm tehdidini ve bu tehdit üzerinden yürütülen propaganda ile topluma korku salındığını görürüz.

Vatanseverlik, vatan hainliği, ülke sevgisi gibi kavramların yoğun olarak gündemde kaldığı bir dönemde böylesi belgeler elinize geçtiği zaman son derece dikkatli olmak zorundasınız. Yaptıklarınızı doğru bir şekilde açıklayamadığınız takdirde hayatınızı karartabilirsiniz. Üstelik vatan hainliği gibi sıfatlarla itibarınız da yerle bir olabilir.

New York Times bu belgeleri yayınladığı zaman aleyhinde dava açılır ve belgeleri yayınlamaya devam etmesi yasaklanır. Tam bu sırada belgeler Washington Post’un da eline geçmiştir. İşte filmin can alıcı noktası ve verdiği mesajın şekillendiği yer de tam olarak bu noktada başlar.

Elinizde birtakım belgeler vardır. İdealist bir gazeteci olarak halkı bilgilendirme görevinizi yerine getirme zorunluluğunuz vardır. Ancak bu görevi yerine getirmek kolay değildir. Kolay olmamasının sebepleri bana göre tüm dünyadaki basın mensupları için her zaman geçerliliğini koruyan ve basın özgürlüğü konusunda gayet önemli engeller olarak görülmesi gereken sebeplerdir:

1-) Basın mensupları ile devlet yetkilileri arasındaki samimi ilişkiler

Ulusal medyada yer alan haberciler ile üst düzey bürokratlar ve siyasetçiler arasında yakın ilişkiler her zaman bulunmuştur. İşin doğası gereği de gerçekleşen bu ilişkiler zamanla gazetecilerin bazı haberleri yayınlamasına engel olabilmektedir.

2-) Ceza alma korkusu

Yapılacak bir haberle devlet tarafından açılacak bir mahkeme neticesinde hapsedilmek başta olmak üzere çeşitli riskleri de almış olursunuz. Üzerinizde ciddi bir baskı olacaktır.

3-) Ekonomik sebepler

Örneğin bahsettiğim filmimizde gazete hisselerinin bir bölümünü satma süreci içerisindedir. Yapacağı bir haber ile alacağı tepkiler neticesinde gazetenin satışı iptal olabilir, değeri düşebilir, hatta gazete yasaklanabilir. Böylesi büyük gazetelerin büyük şirketlerin bir parçası olduğu düşünüldüğünde gazetede yer alan haberlerin şirketin diğer sektörlerindeki durumunu dahi etkileme ihtimali vardır.

gazetecilik

İşte tüm bu sebeplerle Washington Post editörleri, yönetim kurulu üyeleri, başkanları ve avukatları arasında çok çetin bir tartışma başlar: Haber yayınlanmalı mıdır yayınlanmamalı mıdır? Yayınlandığı takdirde gazete yasaklanabilir, birçok insan işinden olabilir, gazetenin satış süreci iptal olabilir. Yayınlanmadığı takdirde basın özgürlüğü ve halkı bilgilendirme sorumluluğu yerine getirilmemiş olur, tarihi bir fırsat kaçar. Üstelik bu yayınların son derece dikkatli bir şekilde yapılması da gerekmektedir. Vietnam’da bulunan askerlerin hayatı tehlikeye atılmamalı, hükümetin yaptığı hataların hesabı sorulmalıdır.

Bu yazıyı okuyorsanız filmi izlemişsinizdir veya izlemeyi düşünüyorsunuzdur (her ne kadar film hakkında epey bir spoiler verilmiş olsa da en başta uyarımızı yapmıştık : ) Bu nedenle filmin sonunu yazmayacağım. Zaten odaklanmak istediğim konu da idealist insanların bir ülkenin yönünü nasıl çevirebildikleri, devlet idaresinin birbirini denetleyen kurumların varlığı ile çok daha güçlü olabildiğidir. Tarih boyunca ilkelere sorumlulukla bağlanmanın ve görevini hakkıyla yerine getirmenin (gerek gazeteci olarak gerek bir hakim olarak) neticesinde ortaya çıkan örnek vakaların sayesinde bir ülkenin nasıl gelişebileceği de ayrı bir gerçektir. Elbette Amerika Birleşik Devletleri’nin de çok sayıda sorunlu uygulaması var. Ancak bu yazıda amaç bu ülkeyi kutsamak kesinlikle değil amaç tarihi anlarda idealist insanların görev bilincinin kamu mirasına yaptığı katkıyı vurgulamak. Bugün Amerika Birleşik Devletleri’nde basın özgürlüğü birçok ülkeye göre iyi bir noktada ise bunda elbette bu gibi vakaların payı çok büyüktür.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.