Baltalimanı Antlaşması

Osmanlı Devleti’nin pazarlarını dış ticarete açan ancak aynı zamanda bağımsız bir dış ticaret politikası belirleyebilme seçeneğini de ortadan kaldıran 16 Ağustos 1838 tarihli Baltalimanı Antlaşması olmuştur.

Kuşkusuz bu antlaşma bir zorunluluğun sonucuydu. Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa’nın Osmanlı’yı zor durumda bırakan askeri başarıları sonucunda, İngiltere Osmanlı’nın yardımına koşmuş ve birtakım tavizler elde etmeyi başarmıştı. Hızlı bir şekilde sanayileşmesini başarmış ve ikinci sanayi devrimini yaşamakta olan İngiltere’nin yeni pazarlar arayışında olduğu da unutulmaması gereken bir gerçekti. İlerleyen zamanlarda bu ayrıcalıklar İngiltere ile sınırlı kalmayacak ve birçok Avrupa ülkesi benzeri ayrıcalıklar elde edecekti.

Bu Antlaşmayı Düşünür Doğan Avcıoğlu Türkiye’nin idam fermanı olarak yorumlar ve Türkiye’yi İngiltere’nin bağımlı tarım ülkesi haline getirmek için İngiliz ekonomi politik üstatlarının çabalarına gerek kalmadan İngiliz diplomatlarının Osmanlı devlet adamlarına serbest ticari doktrinini (bknz: Serbest Piyasa Ekonomisi) kolayca kabul ettirdiklerini ve Türkiye’nin söz konusu ticaret antlaşmasıyla ileri Avrupa ekonomisinin açık pazarı haline geldiğini, böylece ekonominin gelişiminin engellendiğini kitabında yazar.

Bu Antlaşma ile başlayan yeni dönemi daha iyi anlayabilmemiz için anlaşmanın hükümleri üzerinde durmak faydalı olacaktır. Antlaşmanın kritik hükümlerini şu şekilde sıralayabiliriz:

  •  Antlaşma Osmanlı İmparatorluğu’nun tamamında uygulanacaktır.
  •  ‘İlelebet mer’i ve muteber’ olduğu belirtilen antlaşma hükümlerinden, öteki bütün devletler yararlanabilecektir. (Sonuç olarak, öteki Avrupa devletleri ile de aynı tipte Antlaşmalar imzalanmıştır.)
  •  Kapitülasyonlar devam edecek, antlaşmayla tanınan yeni imtiyazlar, eskilerine eklenecektir.
  •  İngiliz tüccarlarının ortakları ve adamları için de İngiliz tüccarlarına tanınan bütün haklar sağlanacaktır.
  •  Gerek iç gerek dış ticaret amacıyla, İngiliz tüccarları, ortakları ve adamları, memleketin her tarafında her çeşit emtiayı ‘bilaistisna’ alıp satabileceklerdir.
  • Emtia alımı ve nakli için tezkere istenmeyecektir. Tezkere isteyen vezirler ve memurlar, devletçe şiddetle tedip olunacaklar ve İngiliz tüccarların bu yüzden uğrayacakları zararlar tazmin edilecektir.
  • İngiliz tüccarı, ortakları ve adamları, iç ticarette, en imtiyazlı yerli tüccardan fazla vergi ödemeyecektir.
  • İhraç mallarından, ihracatın yapılacağı iskeleye kadar hiçbir vergi alınmayacak, iskelede %9 vergi alınacaktır. İskeleden ihracında ayrıca %3 gümrük resmi verilecektir.
  • İthalatta yalnız %3 ithal resmi ödenecektir. Ayrıca %2 oranında ek vergi alınacaktır.
  • Ek olarak ithal malları memleketin her yanına vergisiz gidecek, bir yerden bir öbür yere tekrar tekrar getirilip götürülse dahi vergi ödenmeyecektir. Buna göre, bir Osmanlı tüccarı, içerideki bir yerden öbür yere götürüp satacağı emtia için %12 vergi öderken, yabancı tüccar, ortakları ve adamları %5 vergi ödeyeceklerdir.
  • İngiliz tebaası ve adamları, yalnız İngiliz mallarını değil, dış ülkelerden gelmiş her türlü emtiayı ülkenin her yerinde serbestçe alıp satabilecektir. Bunlar için yalnız %3 ithal resmi ve %2 ek vergi ödenecektir ki, bu da yeni ve önemli bir imtiyazdır.
  • Yabancı emtia, boğazlardan serbestçe geçecek, Osmanlı limanlarında bir gemiden ötekine aktarma edebilecek, transit serbest olacak bu muamelelerden ayrıca hiçbir resim alınmayacaktır.

Antlaşmanın maddelerinden çıkan sonuçta yerli üreticilerin yabancı tüccarlar karşısında savunmasız bırakıldıkları, hatta bazı durumlarda onlardan daha fazla vergi ödemek zorunda da kaldıkları görülmektedir. Sanayileşememiş Osmanlı’da üretilen malların maliyetinin çok yüksek olması, rekabet edemeyen yerli üreticinin bir de bu Antlaşma ile iyice zora düşmesiyle Osmanlı ekonomisi de bir hayli zor bir döneme girmiştir. Bu antlaşma çok sayıda yerli üretici için sonun başlangıcıydı.

Rekabet edemeyen üretici, üretimi bırakarak hammadde satışına yönelmiştir. Bu durum Osmanlı Devleti’ni tamamen ithalata dayalı bir tüketim toplumu haline getirmiştir. Osmanlı ekonomisi tarım ve hammadde ihraç edip mamul mal ithal eden bir ekonomi haline gelmiştir.   Bu antlaşma ilerleyen yıllar boyunca olumsuz etkisini artırarak sürdürmüş ve Düyun-u Umumiye’ye giden yolun önemli bir unsuru olmuştur.

Antlaşma ile birlikte Osmanlı pazarları, yabancıların denetimine geçmiş olmakta diyebiliriz. Devlet sırtlandığı bu yük sonucunda iç ve dış borçlanmaya başvurmak zorunda kalmıştır.

1839 ile 1841 yılları arasında, 1838 Ticaret Antlaşması’na benzer antlaşmalar, Sardunya, İsveç, Norveç, İspanya, Hollanda, Prusya, Danimarka, Toskana ve Belçika ile de yapılmıştır.

Özellikle, dışarıdan getirtilecek ürünler için gümrük haklarını hatırı sayılır ölçüde indirip yerel aracılara tanınmış ayrıcalıkları ortadan kaldırmayı öngören bütün bu antlaşmalar, imparatorluğun ticari ilişkilerinde hemen hemen mutlak bir liberalizmin temellerini de atmış olmaktaydı.

Bu Antlaşmalar sonucunda, yaklaşık 40 yıl içerisinde, İmparatorluğun ticari alışverişi beş katına çıkmıştır. Osmanlı hızlıca borçlanmaktadır. Uzun vadeli olarak bakıldığında, bu antlaşmanın Osmanlı hükümetlerinin bağımsız dış ticaret politikası izleyebilme seçeneğini ortadan kaldırdığını görüyoruz. 19. yüzyılın sonlarına doğru Anadolu’da ve İmparatorluğun diğer yörelerinde ücretli işçi çalıştırarak mamul mallar üretecek kapitalist fabrikalar kurma girişimleri başladığında, gümrükleri yeterince yükseltmek mümkün olmayacak ve biraz da bu nedenle, sanayileşme girişimleri açık ekonomi koşullarında çok yavaş ve çok cılız olarak ilerleyecektir.

Görüldüğü gibi, ticaret antlaşması Osmanlı tüccarı aleyhine bir durum yarattı, çünkü yerli tüccarlar kendi topraklarında bir yerden bir yere giderken %2 oranında vergi vermek zorunda kalıyorlardı.

Osmanlı Pazarı

Bu durum uzunca bir süre bu şekilde devam etmiştir. Tanzimatçılar, devletin içinde bulunduğu bu ekonomik duruma 1840’lı yılların ortalarından itibaren bir çözüm üretme çabası içine girmişlerdir.

1840-1860 yılları arasındaki ilk dönemde, devletçiliğin ağır bastığı, yani devletin eskiden olduğu gibi ihtiyacı olan malları üretmek amacıyla fabrikalar kurma ve mevcutları modernize etme politikası takip ettiği görülür. Devletin bu girişimi Batı’daki üretim usullerinin Osmanlı geleneksel üretim usulüne üstünlüğünün anlaşılmaya başladığı bir döneme rastlamaktadır. Çeşitli iç ve dış sebeplerle Tanzimatçıların bu politikası başarılı olamadı. Ve 1860’lı yılların başında da büyük ölçüde bu politikanın terk edildiğini görüyoruz.

Yine de bu çalışmalar sayesinde ülkeye batı tarzında tesisler kazandırılmıştır. (Örneğin: basmahane) Devletçilik ağırlıklı sanayileşme politikasının bekleneni vermemesi üzerine 1860’lı yılların başından itibaren Osmanlı esnafını güçlendirmeye yönelik bir takım yeni tedbirler alındı. Bunları; ithal gümrüğünün arttırılması, İstanbul sanayi mektebinin açılması olarak örneklendirebiliriz.

Tanzimatçıların ekonomiyi güçlendirmek için ülke çapında başlattıkları bu çalışmaların sonuçsuz kaldığını yorumu yapılır. Mali sıkıntılar, yeterli yetişmiş kadronun bulunmaması gibi sebepler bu durumun nedenleri arasında gösterilmektedir.

Tanzimat döneminde büyük ümitlerle başlayan sanayileşme atılımlarının başarısızlığa uğraması ve ithal mallarına talebin artması Osmanlı’yı mali bir çıkmaza sokmuştur. 1854 yılındaki ilk borçlanmayı pek çok yeni borçlanma takip etmiştir. Bir süre sonra Osmanlı borçlarını ödeyemeyecek duruma gelince, yukarıda da belirttiğimiz gibi 1881 yılında Düyun-u Umumiye İdaresi kurulmuştur.

Sonuç Olarak, Osmanlı İmparatorluğu, ticaret antlaşmaları ile başarısız sanayileşme girişimlerinin bedelini çok ağır bir şekilde ödemiştir. İmparatorluk ekonomik bağımsızlığını yitirmiş, Batı’nın esiri olmuş bir ekonomi Cumhuriyet’e miras kalmıştır.

Bazı akademisyenler ise Osmanlı’nın Baltalimanı Antlaşmasından çok daha önce zaten ekonomisinin dışa bağımlı bir hale geldiğini söylemektedirler. Osmanlı’nın serbest piyasa koşullarına girdiği bu Antlaşma’nın bir diğer sonucunun ülkenin (olumsuz şartlarda olsa dahi) Avrupa’ya daha fazla entegre olması şeklinde yorumlar da mevcuttur.

Not: Bu yazıda Doğan Avcıoğlu’na ait Bilgi Yayınevi’nden çıkmış ‘Türkiye’nin düzeni: Dün-Bugün-Yarın’ isimli eserden, Şevket Pamuk’a ait Gerçek Yayınevi’nden çıkmış olan ‘100 soruda Osmanlı-Türkiye İktisadi Tarihi: 1500-1914’ başlıklı kitaptan ve Mehmet Fatih Ekinci’nin ‘Türkiye’nin Mali İntiharı’ isimli eserinden yararlanılmıştır.

2 thoughts on “Baltalimanı Antlaşması

    1. Merhaba Serkan;

      Yazının sonunda farklı kaynaklardan yararlanıldığından bahsettik. Ayrıntılı iletişim için mail atıldı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.