Adil Savaş

Tarih boyunca çok sayıda filozof savaşın tanımını yapmaya çalışmış, ona birtakım kurallar ve kısıtlamalar getirilmesi gerekliliği üzerine düşünmüştür. Adil veya Haklı Savaş kavramı (Just War) bu şekilde ilkçağlardan günümüze filozofların katkıları ile gelişmesini sürdürmüş ve savaşın haklılığı, savaş sırasında dahi uyulması gereken yükümlülükler konusuna odaklanmıştır. Bu teorinin izlerine Birleşmiş Milletler Antlaşmasında ve Nürnberg Savaş Suçları Mahkemesinde rastlanabilir.

Adil Savaş Kuramı iki bölüme ayrılır. Bunlar; Jus ad Bellum ve Jus in Bello’dur. Öncelikle ilk kavramı açıklayıp alt başlıklarına bakacağız.

Jus ad Bellum, savaşın sebebinin haklı olup olmadığını sorgular. Bu başlık altında belirlenen kriterler ise şu şekildedir:

Haklı Neden: Savaşa bir tehdit karşısında kendini koruma amacı ile yani meşru müdafaa sonucunda girilmesi gerektiğini vurgular. Meşru müdafaa ya da kendini savunmak savaşmanın tek haklı nedeni olarak kabul edilir.

Yasal veya Hukuka Uygun Otorite: Egemen devletin anayasal hükümetinin savaşa karar verebilecek tek yetkili merci olduğunu belirtir.

İyi Niyet: İstenilen hedef gerçekleştiği takdirde barışı kabul etmeye istekli olmak ve intikam almak gibi amaçların olmamasını kapsar. Esirlere insanca muamele edilmesini ve sivillerin korunması gerekliliğine işaret eder.

Savaşın Kamuya Deklare Edilmesi: Devletin savaşın sebebini açıkça belirtmesi ve hangi şartlar altında barışın yeniden tesis edilebileceğini açıklamasını içerir. Ayrıca devletin vatandaşlarını bilgilendirmesini sağlar.

Orantılılık: Bu kavram hem Jus ad Bellum hem de Jus in Bello başlıklarının altında ayrı ayrı yer alır. Jus ad Bellum yani savaş sebebi açısından bu kavram savaştaki hedefler ve elde edilmek istenenlerle onları elde etmek için kullanılan araçlar arasında mantıklı bir ilişki olmasına ya da aralarında uygunluk olmasına işaret eder.

Son Çare Olarak Savaşa Başvurulması: Savaştan kaçınmak için ekonomik yaptırımlar, diplomatik görüşmeler, taviz vermek, BM gibi üst bir otoriteye başvurmak gibi tüm yolların denenmesi gerektiğini ifade eder.

Savaşı Kazanma İhtimalinin Olması: Devletler vatandaşlarının can ve mal güvenliğini yok yere (kazanılması mümkün olmayan bir savaş için) tehlikeye atmamalıdır.

Jus in Bello ise savaşın adil bir şekilde yönetilmesini, savaş sırasında ahlaki kurallara uyulmasını ifade eder. Bu başlık altında iki kriter mevcuttur:

Ayrım Gözetme: Savaş sırasında sivillerin zarar görmemesini belirten ilkedir. Siviller geleneksel olarak ikiye ayrılır; sınıfsal ve fonksiyonel olarak. Sınıfsal olarak kastedilenler askeri hedef olarak kabul edilmeyen sağlık personeli, din adamları, bebekler ve çocuklar, korunmaya muhtaç kimselerdir (yaşlılar, hastalar, yaralılar). Fonksiyonel olarak ise çiftçiler, tüccarlar ve diğer savaşla direkt ilişkisi olmayan kimseler kastedilir. Siviller arasından savaş kararını verenler, savaş malzemesini üretenler savaşa katkı sağladıkları gerekçesiyle savaşa dahil kabul edilirler.

Orantılılık: Daha önce bu ilkenin aynı zamanda Jus ad Bellum başlığı altında da yer aldığını söylemiştik. Şimdi ise Jus in Bello yani savaş sırasındaki anlamına bakacağız. Günümüzde orantılı güç kullanımı olarak da sıkça kullanılmaktadır bu kavram. Savaş sırasında kullanılan gücün miktarı ve çeşidinin hedefi aşacak boyutta olmamasını ifade eder.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.