Şarkiyatçılık

Oryantalizm son derece geniş içeriği olan bir kavramı ifade eder. Bu yazıda bu kapsamlı terimden ziyade bu terimin temel kaynağı olan kitabin içeriğine dair bir açıklama yapılacak, kitaptan birkaç kesit sunulacaktır.

Filistin asıllı bir Amerikan vatandaşı olan Edward Said, Columbia Üniversitesi İngiliz Edebiyatı ve Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü’nde profesör olarak dersler verdi. 2003 yılında hayatını kaybeden yazar, geride bıraktığı alanında çok ses getirmiş eserleri ve Filistin konusundaki çabaları ile hatırlanmaktadır.

Yazar kitabında Şarkiyatçılık derken, birbirine bağlı birkaç şeyi birden kastettiğini belirtir. En kolay kabul gören nitelemeye göre ise Şarkiyatçılık, akademik bir şeydir. İster özel ister genel yönleriyle uğraşsın -antropolog, sosyolog, tarihçi ya da filolog olması fark etmez- Şark hakkında yazan, ders veren ya da Şark’ı araştıran kişi Şarkiyatçıdır, yaptığı iş de Şarkiyatçılıktır. Kabaca belirlenmiş bir başlangıç noktası olarak on sekizinci yüzyıl sonu alınırsa, Şarkiyatçılık, Şark’la -Şark hakkında saptamalar yaparak, ona ilişkin görüşleri meşrulaştırarak, onu betimleyerek, öğreterek, oraya yerleşerek, onu yöneterek- uğraşan ortak kurum olarak, kısacası Şark’a egemen olmakta, Şark’ı yeniden yapılandırmakta, Şark üzerinde yetke kurmakta kullanılan bir Batı biçemi olarak incelenebilir, çözümlenebilir.

Said, On dokuzuncu yüzyıl başından İkinci Dünya Savaşının sonuna değin, Şark ile Şarkiyatçılıkta Fransa ile İngiltere egemendi der; İkinci Dünya Savaşından sonra Şark’a Amerika egemen oldu. İngilizler ve Fransızlar Şark’ta ve Şark araştırmalarında öncü uluslardır. Şark’a dair yazılarının niteliği, sürekliliği, hacmi başka yerlerde yapılan çalışmaların üstünde bir düzeye çıktığına inandığı için yazar, İngiltere, Fransa ve İkinci Dünya Savaşı sonrası Amerika’yı bu alanda egemen görür.

Edward Said, Şarkiyatçılığın temel koşulu olarak dışsallaştırmayı görür ve ‘ister ozan ister araştırmacı olsun Şarkiyatçının Şark’ı konuşturması, betimlemesi, Şark’ın gizemlerini Batı için, Batı’ya anlaşılır kılmasıdır.’ der. ‘Temsilin dışsallığı her zaman, ‘Şark kendini temsil edebilseydi ederdi zaten’ türünden bir beylik düşünce tarafından belirlenir; Şark’ın kendisi bunu yapamadığından, bu işi temsil etkinliği yapar, hem batı için hem de zavallı Şark için.’ ‘… Yani Şarkiyatçılık tümüyle Şark’ın dışında, uzağında kalır: Şarkiyatçılığın bir anlam taşıması Şark’tan değil tümüyle Batı’dan kaynaklanır; Şarkiyatçılık taşıdığı anlamı, doğrudan doğruya, Batı’nın türlü temsil tekniklerine borçludur.’

Yazar, elektronikleşmiş, post modern dünyanın Şark’a bakmanın aracı olan klişeleri pekiştirdiğini söyler. Televizyon, filmler, medya bilgiyi tektipleştirmiştir. Bu tektipleşme ile kültürel klişeler, on dokuzuncu yüzyıldaki Şark hurafeciliğinin etkisini yoğunlaştırıcı bir sonuç vermiştir.

Arap – İslam anlayışının bile siyasallaşmış bir şeye, bir hezeyana dönüşmesinde üç şeyin payı olduğunu söyler Said: ‘İlkin, Şarkiyatçılığa dolaysızca  yansıyan, Batı’daki Arap ve İslam karşıtı yaygın önyargının tarihi; ikincisi, Araplar ile İsrail siyonizmi arasındaki savaşım ve bunun Amerika Yahudilerinin yanı sıra, hem liberal kültüre hem de genelde halka etkisi; son olarak da, Araplar ve İslam’la özdeşleşmeyi ya da bu konuyu soğukkanlılıkla tartışmayı olanaklı kılan herhangi bir kültürel konum bulmanın neredeyse imkansız olması.’

Kitabın ilerleyen bölümlerinde Filolojinin Şarkiyatçılıkta çok önemli rol oynadığına değinilir. Bu alanda ünlü edebiyatçıların eserlerini derinlemesine inceleyen Said, bu alandaki eserlerin birikim yoluyla Şarkiyatçılığa yaptığı katkıyı uzunca anlatır. Hatta Şarkiyatçılığın temeline bu bölümde inilir.

Şarkiyatçılık / Metis Yayınları

Edward Said, bir İngiliz sömürgesi olan Mısır’a önemli bir yer ayırır ve bunun sebebini Batı emperyalizminin Mısır’da aklanması olarak gösterir. İngilizler yöneten, Mısırlılar ise yönetilenler olmuştur. Batı bilgisi ile Şark’ı kuşatmıştır. Mısırlılar ‘bağımlı ırkın’ parçası olmuşlardır.

İngiltere’nin Mısır’daki temsilcisi Lord Cromer’in eserinden alıntı yapılan bölüm ise Şark’a bakış açısını yansıtan önemli bir bölümdür:

Zamanında Sir Alfred Lyall şöyle demişti bana: ‘Şarklı zihniyet kesinlikten nefret eder. Hindistan’daki her İngiliz bu ilkeyi her zaman anımsamalıdır.’ Kolayca doğruluktan caymaya kayabilecek bu kesinlik yoksunluğu Şarklı zihninin ana niteliğidir aslında.

     Avrupalının akıl yürütmeleri sağlamdır; olguları açıklarken belirsizlikten kaçınır, mantık dersi almamış olabilir, ama doğuştan mantıkçıdır; doğası gereği kuşkucudur, bir önermenin doğruluğunu kabul etmezden önce kanıt ister; eğitimli zekâsı bir mekanizmanın parçası gibi işler. Öte yandan Şarklının aklı pitoresk sokaklarına benzer, simetriden yoksundur. Akıl yürütmesi baştan savma betimlerle doludur. Eski Araplar diyalektik biliminde görece daha yüksek bir düzeye ulaşmış olsalar da, ardılları mantık yetisi bakımından fena halde zayıftır. Çoğu zaman, doğruluğunu kabul edebildikleri en yalın öncüllerden, en açık çıkarımı yapmayı beceremezler. Herhangi bir sıradan Mısırlıdan bir olguyu açıkça ifade etmesini isteyin. Açıklaması bıktırıcı uzunlukta ve muğlaktır genellikle. Muhtemelen, öyküsünü bitirene kadar yarım düzine çelişkiye düşecektir. Azıcık köşeye sıkıştırıldığında ise çözülecektir.’

Said yazılanları şu şekilde yorumlar: ‘Bu söylenenlerin ardından Şarklılar ya da Arapların budalalığı, ‘enerji ve girişkenlik yoksunluğu’, ‘aşırı dalkavukluğu’, dümen çeviriciliği, kurnazlığı, hayvanlara eziyet edişleri sergilenir. Şarklılar yoldan da kaldırımdan da yürüyemezler (karışık kafalarıyla, zeki Avrupalının hemen kavradığı şeyi, yollarla kaldırımların yürünsün diye yapıldığını anlayamazlar); müzmin yalancıdırlar, ‘uyuşuk ve şüphecidirler’, her durumda Anglo- Sakson ırkının açıklığının, dolaysızlığının, asaletinin karşıtıdırlar.

Şarkiyatçılar, Şark’ın kendi kendini temsil edemediğine veya temsil edilmeye ihtiyaç duyduğuna inanırlar. Bu görevi de kendileri üstlenmişlerdir. Araştırmacıların, Seyyahların, Ozanların katkıları ile bir ‘Şark Özü’ oluşturulmuştur. Yine kitabın bir bölümünde ‘Hacılar’ olarak nitelenen bu gezginlerin eserlerindeki Şarkiyatçı bilinç açığa vurular Edward Said tarafından. Zamanla Şarkiyatçılık sömürgeciliğin gelişimi ile siyasal idare alanında da birikiminden faydalanılan bir alan olmuştur. Şarkta bir takım Şarkiyatçı kurumlar meydana gelmiştir. İmparatorluk ajanları da birer Şarkiyatçıya dönüşmüşlerdir.

Eksiksiz bir şekilde özetlemenin pek mümkün olmadığı eser hakkında yazılan bu kısa yazı kitabın içeriğine dair temel birkaç kesit sunmaktadır sadece. Oryantalizm gibi kavranması zor bir kavram hakkında yazılmış, çok boyutlu, derinlemesine irdelenmeyi gerektiren ve üzerinde uzunca düşünülmesi şart olan eserin okunması muhakkak kişiye büyük katkılar sağlayacaktır. Sonuç olarak, bu bakımdan bu yazının sadece kısa bir tanıtım yazısı olduğunu tekrar vurgulamanın faydası olacaktır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.