Diplomasinin Tanımı Ve Tarihsel Gelişimi

Diplomasinin birçok farklı tanımı mevcuttur. Bir tanıma göre; diplomasi dış politikanın içeriği, bir başka tanıma göre ise dış politikanın yürütülüş biçimidir. Genel bir tanıma göre ise diplomasi, devletlerin dış politikalarını yürüttükleri bütün süreçtir. Diplomasi sayesinde müttefiklerin iş birliği yapmaları, karşıtların ise güç kullanmadan anlaşmazlıklarını çözmeleri beklenir. Bir başka ifadede ise diplomasi, görüşmeler yoluyla uluslararası ilişkilerin yürütülmesi olarak tanımlanır. Ünlü diplomasi yazarı Sir Ernest Satow ise diplomasiyi şu şekilde tanımlamıştır: ‘Diplomasi, bağımsız devletlerin hükümetleri arasındaki resmi ilişkilerin yürütülmesinde uygulanan zekâ ve inceliktir.’ (Sir Ernest Satow; A Guide To Diplomatic Practice)

Diplomasi aracılığıyla devletler kendilerini ifade etme ve ilgi alanlarını dünyaya açıklama fırsatını bulurlar. Diplomasi ile uluslararası düzeni muhafaza ederek belli hedeflerine ulaşmayı amaçlarlar. Diplomatlar ülkelerinin çıkarlarını korumak ile diğer devletler ile anlaşmazlıktan kaçınma arasında sabit bir denge tutturmak zorundadırlar.

Diplomasinin üç ana fonksiyonu vardır. Bunlar; istihbarat toplamak, imaj yönetimi ve politika yürürlüğe koymaktır. Elçilik yerel politik liderlerin düşünceleri, ekonomi, muhaliflerin yapısı/ durumu konularında bilgi toplar, ülkenin iç problemlerini ve dış politikasındaki beklenen değişiklikleri öngörerek kritik eder. Bir ülkenin diplomatları o ülkenin ‘gözü ve kulaklarıdır.’ Aynı zamanda diplomatlar devletlerinin olumlu bir imajının oluşmasından da sorumludurlar. Elçilikler yerel basına resmî açıklamalar gönderir ve negatif kamuoyu oluşmasından kaçınmaya çalışırlar. Günümüz modern iletişim araçları algıları şekillendirmeyi mümkün kılmaktadır. Son olarak, diplomatlar devletlerinin denizaşırı politikalarını yürütmekle sorumludurlar. Askeri konuları müzakere ederler, yabancı yatırımın ve ticaretin önünü açarlar, ekonomik yardımların dağıtımını gözetlerler ve teknik destek, bilgi sağlarlar.

Günümüzde bazı uzmanlar resmi elçilerin öneminin azaldığını iddia etmektedirler. Buna dayanak olarak ise günümüzde teknolojinin gelişmesi ile devlet başkanlarının direkt olarak kolaylıkla iletişime geçmeleri gösterilmektedir. Politika yapıcılar sık sık direkt olarak müzakerede bulunabilmekte, bir araya gelebilmekte ya da özel bir temsilcilerini gönderebilmektedirler. Tüm bunların sonucunda diplomatların üst düzeydeki politik alanlarda önemi azalmış olarak görülmektedir.

Diplomasinin Tarihsel Gelişimi

Tarihte uygulanan ilk diplomasi yöntemi, ad hoc niteliği taşımaktaydı. Ad hoc diplomasi, tek- yanlı ve geçici bir diplomasi yöntemiydi. Temsilciler geçici olarak ülke dışına gönderilirler ve görevi tamamladıktan sonra ülkelerine geri dönerlerdi.

Ad hoc diplomasi uygulamasının ilk örneklerine eski Yunan kent – devletlerinde rastlanır. Bu dönemin diplomatları sadece ‘haberci’ niteliği taşımaktaydılar. Bu nedenle, bu ilk diplomatlarda aranan en önemli özellik, bunların gür bir sese ve iletecekleri haberleri unutmamaları için güçlü bir belleğe sahip olmalarıydı. Bugün de diplomasinin temel ilkelerinden biri olan ‘diplomatik dokunulmazlık’ ilkesinin ilk kez Eski Yunan’da uygulandığı görülmüştür. Ayrıca konsolosluk kurumuna da (Proxenos) ilk kez yine Eski Yunan diplomasisinde rastlanmıştır. Proxenos oturduğu kentin vatandaşı olmakla birlikte memuru olduğu devletin vatandaşlarının çıkarlarını gözetirdi. Bu makam babadan oğula geçmekteydi.

Eski Yunan diplomasisi ‘açık diplomasi’ ilkesini benimsemiş ve diplomatik görüşmeler halka açık yürütülmüş ve sonuçları duyurulmuştur.

Eski çağlarda Ön Asya devletleri arasında da ad hoc diplomasi yöntemi uygulanmıştır. ‘Amarna Mektupları’ M.Ö. 14. Yy. ’da gerçekleşmiş olan siyasal gelişmeleri bizlere aktarmaktadır. Bu mektupları ileten haberciler devlet işlerinde deneyim sahibi üst – düzey yöneticiler arasından seçilirdi. Diplomatik ilişkiler bu haberciler aracılığıyla kurulurdu.

Ad hoc diplomasiden sürekli diplomasiye geçiş on beşinci yüzyılda İtalyan kent – devletleri arasında ilk kez gerçekleşmiştir. Bu yüzyılda elçilerin genellikle iki yıllık bir süre için atandıkları görülmüştür. Bu ilk sürekli diplomatlarda Latince başta olmak üzere birkaç dili iyi bilmek, sabırlı, sakin ve hoşgörülü olmak, duygularını denetleyebilmek ve özel yaşamında skandallara konu olmamak gibi nitelikler aranırdı.

On beşinci ve on altıncı yüzyıllarda elçilik görevini kabul etmek zorunlu olmuştur çünkü bu yüzyıllarda elçilik, evden ayrılmak, güç koşullar altında seyahat etmek, kötü han odalarında konaklamak, kişisel harcamalarda bulunmak ve yabancı hastalıklar edinebilmek gibi olumsuzlukları bulunan zorlu bir görevdi.

On beşinci ve on altıncı yüzyıllarda egemen diplomasi anlayışına büyük ölçüde İtalyanlar yön verirken on yedinci ve on sekizinci yüzyıllarda diplomasiye yön ve biçim veren Fransızlar olmuştur.

On dokuzuncu yüzyılda giderek karmaşık bir nitelik kazanan ekonomik yaşantının zorladığı talepler ve her ulus devlet kamuoyunun sesini duyurmaya başlaması geleneksel diplomasinin yapısında önemli değişikliklerin yapılmasına yol açmıştı. Bu yüzyılda ilişkiler daha çok ekonomik nitelikteydi. Bu nedenle Avrupa diplomasisinin ticaretin büyütülmesi açısından geniş coğrafyalara açıldığı görülmüştür.

Birinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar uygulanan diplomasi yöntemi, diplomasi yazarları tarafından genellikle ‘eski diplomasi’ olarak nitelendirilmiştir. Bu ‘eski diplomasi’ döneminde, Avrupalı devletler arasındaki ilişkiler üzerine kurulmuş sistemin uluslararası politikaya egemen olduğu görülmüştür.  Yine bu dönemde uluslararası ilişkilere ‘güç dengesi’ ilkesi yön vermektedir. Devletler arasındaki güç dengesinin bozulmaması amaçlanmıştır. On yedinci, on sekizinci ve on dokuzuncu yüzyıllar boyunca diplomasi hükümdarların elinde kişisel nitelikteydi. Kişisel diplomasi doğal olarak gizli bir yapıya sahipti.

İlk kez 1814/1815 yıllarında toplanan Viyana Kongresi ile diplomasinin belirli bir statüsü ve kuralları olan bir meslek olduğu kabul edilmiştir. Bu kongrede saptanan kurallar ufak değişikliklerle bugün hala diplomatik ilişkilerin temel çerçevesini oluşturmayı sürdürmektedir.

Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda dünya artık farklı bir uluslararası yapı ile karşı karşıya kalmıştır. Teknoloji ile ‘diplomasi’ ve ‘savaş’ kavramlarının nitelikleri değişmiş, egemen ilkeler farklılaşmıştır. ABD Başkanı Woodrow Wilson bu dönemde açık diplomasiyi ilan etmiştir. Ancak uygulamada ‘gizli görüşmeler; açık sözleşmeler’ şeklinde yorumlandığı da görülmüştür.

Açık diplomasi ile modern diplomasi birbiri ile bağlantılı görülmüştür. İletişim alanında ortaya çıkan yenilikler de diplomasinin uygulanma biçimini değiştirmiş ve anında temasa geçebilmek gibi bazı kolaylıklar sağlamıştır. Böylece günümüzde diplomasi daha çok politikacılar eliyle yürütülmeye başlamıştır.

Günümüzde uluslararası örgütlerin eliyle yürütülen çok – yanlı diplomasi yöntemi de sıklıkla uygulanmaktadır. Bu yöntem daha çok çevre kirliliği, nükleer silahsızlanma, nüfus patlaması gibi birçok devleti ortaklaşa ilgilendiren sorunlara çözüm bulmada kullanılmaktadır.

Yine devlet ya da hükümet başkanları eliyle yürütülen doruk diplomasisi de günümüzde geleneksel diplomasi yöntemine kıyasla daha hızlı sonuç almak için kullanılmaktadır.

Not: Bu yazının yazılmasında daha çok Hüner Tuncer’e ait ‘Küresel Diplomasi’ isimli eserden ve kısıtlı olarak Martin Griffiths ve Terry O’Callaghan tarafından yazılmış olan ‘International Relations: The Key Concepts’ isimli eserden faydalanılmıştır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.