Uluslararası İlişkilerde Konstrüktivizm

Konstrüktivizm uluslararası ilişkilerde dünya politikalarının sosyal boyutlarını da incelemesi yönüyle farklılaşan bir yaklaşımdır. Uluslararası ilişkilerin realistlerin iddia ettiği üzere sadece maddecilik ölçüsüne veya liberallerin savunduğu gibi sadece kurumsal ölçüte indirgenemeyeceğini savunurlar. Devletler arası ilişkilerin sabit bir ulusal çıkarlar arası ilişki olarak anlaşılmasından ziyade kimliklerin şekillendirdiği eylemler olarak anlaşılması gerekliliğine vurgu yaparlar. Diğer uluslararası ilişkiler teorilerinin aksine, Sosyal konstrüktivizm uluslararası ilişkilere normatif etkileri içeren bir model sunar.

Devletler fiziksel güvenlik, istikrar, diğer devletlerce tanınma, ekonomik gelişme gibi temel hedeflerden oluşan bir kimliğe sahiptirler. Ancak devletlerin bu hedeflerini nasıl geliştirecekleri sosyal kimliklerine bağlıdır. Bu kimliklerinin esasına göre devletler ulusal çıkarlarını inşa ederler. Konstrüktivistler anarşinin uluslararası sistemin karakteristiği olduğunu kabul ederler ama bu başlı başına bir anlam ifade etmemektedir. Devletler yardımcı veya çatışmacı çok sayıda farklı sosyal kimliklere sahiptirler ve devlet çıkarları da bu yöndedir. Devletler parçası oldukları sosyal koşulların yorumlanma süreci ile çıkarlarını belirlerler. Örneğin soğuk savaş dönemi Sovyetler birliği ile Amerika Birleşik Devletleri’nin birbirlerini düşman olarak görmek ve agnostik ifadelerle birbirlerine karşı ulusal çıkarlarını korumak gibi iki temel prensip ile nitelenen bir sosyal yapı içerir. Ne zaman birbirlerini bu iki tanımla nitelendiremediler o zaman soğuk savaş da sona erdi.

Konstrüktivizm uluslararası sistemin en az maddi kapasite kadar sosyal ilişkilerden de oluştuğunu vurgular. Aslında, sosyal ilişkiler maddi kapasiteye anlam vermektedir. Uluslararası kurumlarda yerleşmiş olan ortak anlayış, beklentiler, sosyal bilgi sistemin de parçalarıdır. Konstrüktivistler kurumlar ifadesi ile bildiğimiz kurumlardan fazlasını kastederler. Kimliklerin ve çıkarların bir yapısıdır kurum onlara göre. Kişilerin fikirlerinden bağımsız oluşumlar değildir kurumlar.

Konstrüktivizm uluslararası hukuk, diplomasi ve egemenlik gibi uluslararası toplumun temel düzeyinde bulunan kurumlarla daha çok ilgilenirler. Rejim de ayrıca bir öneme sahiptir. Konstrüktivizm rejimin düzenleyici normlar kadar kurucu (asli) yapıyı da yeniden ürettiğini söyler. Eylemlerin anlamını yorumlamak için bize ortak sosyal bir dünya oluşturmamızda yardım ederler.

Konstrüktivizm bize devletlerin eylemlerine hükmedecek belirli bir sosyal yapı öngörmemektedir. Daha çok bize sosyal ilişkilerin incelenmesinde ve anlaşılmasında bizlere yardımcı olur. İlişkiler anlaşıldığında belirli bir yapı içerisindeki devletlerin eylemlerini öngörmek daha mümkün bir hale gelir.

Not: Bu yazı, Martin Griffiths ve Terry O’Callaghan’ın ‘International Relations: The Key Concepts’ isimli eserinden faydalanılarak yazılmıştır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.