Uluslararası İlişkilerde Konstrüktivizm

Konstrüktivizm veya İnşacılık uluslararası ilişkilerde dünya politikalarının sosyal boyutlarını da incelemesi yönüyle farklılaşan bir yaklaşımdır. Uluslararası ilişkilerin realistlerin iddia ettiği üzere sadece maddecilik ölçüsüne veya liberallerin savunduğu gibi sadece kurumsal ölçüte indirgenemeyeceğini savunurlar. Devletler arası ilişkilerin sabit bir ulusal çıkarlar arası ilişki olarak anlaşılmasından ziyade kimliklerin şekillendirdiği eylemler olarak anlaşılması gerekliliğine vurgu yaparlar. Diğer uluslararası ilişkiler teorilerinin aksine, Sosyal konstrüktivizm uluslararası ilişkilere normatif etkiler içeren bir model sunar.

Sosyal İnşacılığa göre uluslararası dünya maddi unsurlardan daha çok sosyal, düşünsel, kültürel ve normatif unsurlar üzerine kuruludur. Bu yaklaşımın temelindeki en önemli unsurlar normlar, kimlikler ve söylemlerdir. Bu açıdan özellikle uluslararası ilişkilerde sıkça vurgulanan devletler, egemenlik, anarşi, uluslararası kurumlar, ittifaklar, güç dengesi, büyük güçler, ulusal çıkarlar, güvenlik, anarşi, tehdit, güvenlik ikilemi, aktörler ve olgular aslında gerçekliği bütünüyle maddi ve sabit olmayan sosyal inşalardır. Sosyal İnşacılığın kurucu isimlerinden Alexander Wendt’e göre ‘anarşi devletlerin yaptığı bir şeydir’; devletlerarası ilişkilerden bağımsız olarak kendiliğinden ortaya çıkmış, uluslararası dünyanın doğal ve değişmez bir gerçekliği veya yapısı değildir. Bu açıklamalardan anlaşılması gereken ortaya konan kavramlar gerçekliğin kendisi değildir çünkü o kavramları insanlar düşünce ile inşa etmektedirler. İşte bu sebeple Sosyal İnşacılık veya Konstrüktivizm ortaya konan kavramlara değil bilgiye, kültüre, düşünceye, toplumsal normlara odaklanmayı tercih eder.

Uluslararası İlişkiler kuramında 1980’li yılların ikinci yarısında temelleri atılan Sosyal İnşacılık, 1990’ların sonunda merkezi ve saygın bir konuma yükselmeyi başarmıştır. Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve Soğuk Savaş sonrası dönemde normlar, kurallar, söylemler ve kimlikler gibi inşacıların vurgu yaptığı unsurların uluslararası ilişkilerde daha çok önem kazanması ile birlikte de konstrüktivizm önemli bir ivme kazanmıştır.

Devletler fiziksel güvenlik, istikrar, diğer devletlerce tanınma, ekonomik gelişme gibi temel hedeflerden oluşan bir kimliğe sahiptirler. Ancak devletlerin bu hedeflerini nasıl geliştirecekleri sosyal kimliklerine bağlıdır. Bu kimliklerinin esasına göre devletler ulusal çıkarlarını inşa ederler. Konstrüktivistler anarşinin uluslararası sistemin karakteristiği olduğunu kabul ederler (yaklaşım içerisinde farklı görüşlerin olduğunu buraya not etmek gerekir) ama bu başlı başına bir anlam ifade etmemektedir. Devletler yardımcı veya çatışmacı çok sayıda farklı sosyal kimliklere sahiptirler ve devlet çıkarları da bu yöndedir. Devletler parçası oldukları sosyal koşulların yorumlanma süreci ile çıkarlarını belirlerler. Örneğin soğuk savaş dönemi Sovyetler birliği ile Amerika Birleşik Devletleri’nin birbirlerini düşman olarak görmek ve agnostik ifadelerle birbirlerine karşı ulusal çıkarlarını korumak gibi iki temel prensip ile nitelenen bir sosyal yapı içerir. Ne zaman birbirlerini bu iki tanımla nitelendiremediler o zaman soğuk savaş da sona erdi.

Konstrüktivizm uluslararası sistemin en az maddi kapasite kadar sosyal ilişkilerden de oluştuğunu vurgular. Aslında, sosyal ilişkiler maddi kapasiteye anlam vermektedir. Örneğin para sanal bir değiş tokuş aracıdır. Ona anlamını kazandıran insanların ortak kabulü ile oluşan ekonomik sistemdir. (Not: felsefi düzeyde inşacılar realist ve idealist uç konumlarının arasında bulunurlar. Demin verdiğimiz örnek idealist kanada yakın olanlar için geçerlidir. Realist konuma yakın olanlar için bilgiden bağımsız maddi ve nesnel bir gerçeklik vardır.) Uluslararası kurumlarda yerleşmiş olan ortak anlayış, beklentiler, sosyal bilgi sistemin parçalarıdır. Konstrüktivistler kurumlar ifadesi ile bildiğimiz kurumlardan fazlasını kastederler. Kimliklerin ve çıkarların bir yapısıdır kurum onlara göre. Kişilerin fikirlerinden bağımsız oluşumlar değildir kurumlar.

Konstrüktivizm uluslararası hukuk, diplomasi ve egemenlik gibi uluslararası toplumun temel düzeyinde bulunan kurumlarla daha çok ilgilenirler. Rejim de ayrıca bir öneme sahiptir. Konstrüktivizm rejimin düzenleyici normlar kadar kurucu (asli) yapıyı da yeniden ürettiğini söyler. Eylemlerin anlamını yorumlamak için bize ortak sosyal bir dünya oluşturmamızda yardım ederler.

Konstrüktivizm bize devletlerin eylemlerine hükmedecek belirli bir sosyal yapı öngörmemektedir. Daha çok bize sosyal ilişkilerin incelenmesinde ve anlaşılmasında yardımcı olur. İlişkiler anlaşıldığında belirli bir yapı içerisindeki devletlerin eylemlerini öngörmek daha mümkün bir hale gelir.

Not: Bu yazı, Martin Griffiths ve Terry O’Callaghan’ın ‘International Relations: The Key Concepts’ isimli eserinden ve Ramazan Gözen tarafından derlenen ‘Uluslararası İlişkiler Teorileri’ isimli İletişim Yayınlarına ait kitaptan faydalanılarak yazılmıştır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.