Peloponnesos Savaşı

Bir savaştan fazlası Peloponnesos Savaşı (Peloponnessos/Peloponez). Onu diğer savaşlardan ayıran özelliği ise birçok kuramın temellendirilmesine neden olması ve özellikle bu kuramların uluslararası ilişkilerin doğasını anlamaya yardımcı olmasıdır. Böylece Peloponnesos Savaşı yaşandığı günlerden bu yana üstünden yüzyıllar geçmiş olmasına karşın canlılığını korumaya devam etmiştir.

Realist teorinin kurucusu Thukydides’in aktardığı Peloponnesos Savaşı M.Ö 5. yüzyılda coğrafyamıza yakın bir yerde, Ege Denizi’nin karşı kıyısında gerçekleşir. Öncesinde önemli bir tehdit olan Pers İmparatorluğu’na karşı Yunan şehir devletleri olan Atina ve Sparta işbirliği yaparlar ve tarihte önemli bir yer edinen direniş sonucunda savaşı (Termofil Savaşı) zaferle neticelendirirler. Bu zaferden sonra Sparta içe kapanık, yüzü karaya dönmüş bir muhafazakâr devlet olarak karşımıza çıkarken; Atina ise dışa açılmış, yüzü denize dönük, ticari bir devlettir.

Atina, Ege Denizi çevresindeki devletler ile Perslere karşı ortak savunma amacı güden Delos Birliği’ni kurar. Bu devletler bir süre sonra Atina’ya vergi ödemeye başlarlar. Sparta ise Peloponnessos Yarımadası’ndaki komşuları ile bir savunma ittifakı kurar.

Atina bu dönemde gittikçe büyüyen bir imparatorluğa dönüşürken bazı devletlerin direnci ile karşı karşıya kalır ve Pers zaferinden yaklaşık 20 yıl sonra, M.Ö. 461’de bir savaş patlak verir. M.Ö. 445’te sona eren bu savaş sonrasında 30 yıllık barışı içeren bir antlaşma imzalanır.

M.Ö. 434 tarihinde küçük bir kent devleti olan Epidamnus’ta bir iç savaş çıkar. İlk tetikleyici görevini gören bu iç savaşta demokratlar ile oligarklar ülke yönetimi konusunda ayrışmışlardır. Demokratlar, Epidamnus’un kurulmasına yardım etmiş olan bir başka kent devleti Korfu’dan yardım talebinde bulunurlar ancak bu talepleri geri çevrilir. Bunun üzerine, bir başka kent devleti Korinthos’tan yardım alırlar. Korfulular bu yardıma karşı çıkarlar ve eski kolonileri Epidamnus’a bir donanma yollarlar ve Korinthos donanmasını yenerler. Korinthos, Korfu’ya savaş ilan eder. Korfu da Atina’dan yardım ister. Hem korfu hem de Korinthos Atina’ya temsilciler gönderir.

Thucydides

Atinalılar barış sürecinin bozulmasına taraf değillerdi ama Peloponnesosluara yakın olan Korinthosluların olası bir durumda Korfu’yu almalarına da göz yummak istemediler çünkü Korfu donanmasının Korinthoslulara geçmesi Yunan devletleri arasındaki güç dengesini Atina aleyhine değiştirecekti. Bunun üzerine saldırıya uğramaması durumunda savaşmama talimatı almış on gemi göndererek Korinthoslulara sadece bir gözdağı vermek istediler. Ama bu girişim caydırıcı olmadı ve Korinthos saldırıya geçti. Atina gemileri de savaşa girince Korinthos Devleti öfkelendi. Atina kaygıya kapıldı çünkü Korinthos’la tarihsel bağları bulunan Potidaea’da bir karışıklık çıkması ihtimalini göz önünde tutuyordu. Sparta Korinthos’a, Atina’nın Potidea’ya saldırması durumunda yardım sözü verdi. Potidaea’da bir ayaklanma çıktı ve Atina isyanı bastırmak üzere asker yolladı.

Sparta’da savaşa girilip girilmemesi konusunda tartışmalar yaşanmaya başladı. Atinalılar tarafsız kalmaları çağrısında bulunurken, Korinthoslular Atina’ya müdahale edilmediği takdirde önlenemeyecek bir güce ulaşacağı uyarısında bulundular. Atina’nın Yunanistan’ın tamamını denetimi altına alacağı korkusuyla Sparta savaşa girmeye karar verdi. Güç dengesini koruma amacı ile Sparta da artık devredeydi ve M.Ö. 431’de savaş başlamış oldu.

Atinalılar imparatorluklarının gücüne fazlasıyla güveniyorlardı ve savaşı kazanacaklarına dair derin bir inanç besliyorlardı. Savaşın ilk evresinde galip gelen yoktu. On yıl sonunda bir ateşkes ilan edildi ancak kırılgandı ve savaş tekrar başladı. Atinalılar risk alarak iki donanma ile taarruza geçmişti ama sonuç bozgun oldu. Bu arada Sparta, Atinalıların yenilmesini isteyen Perslerden ek para aldı. İki donanmanın Sicilya’da bozguna uğraması Atina’yı karıştırdı ve M.Ö.411’de, oligarklar demokratları devirdi. 400 oligark Atina’yı yönetmeye başladı. Savaş bitmemişti ama Atina gerçek anlamda bir daha toparlanamayarak M.Ö. 404’te barış talebinde bulundu. Sparta, Atina’yı çevreleyen surların yıkılmasını istedi. Atina’nın gücü kırılmıştı.

Savaşın hikayesi bu şekildedir. Thukydides savaşın neden çıktığını irdeleyerek uluslararası ilişkiler disiplinine çok önemli kuramları hediye eder. Thukydides’e göre savaşı kaçınılmaz kılan, Atina’nın güçlenmesi ve bunun Sparta’yı endişelendirmesidir.

Peloponnesos Savaşı kaçınılmaz bir çatışma olarak görülür ve bu ‘Güvenlik İkilemi’ (Security Dilemma) ile açıklanır:

Anarşik örgütlenmiş yani üst bir hükümetin olmadığı uluslararası sistemde bir devletin kendi güvenliğini artırmak amacıyla gerçekleştirdiği bir eylem diğer tüm devletleri rahatsız etme potansiyeline sahiptir. Bir devlet de bir başka devletin tehdidini engellemek amacıyla güçlenme yoluna giderse bunu gören diğer devletler de ondan korunmak amacıyla güçlenmek isteyeceklerdir. Sonuçta her bir devletin güçlenmeye yönelik girişimleri hepsini daha güvensiz hale getirecektir. Bu da ironik ve kaçınılmaz bir sonuçtur.

Peki devletler güvenlik ikileminden işbirliği yaparak kaçınamaz mıydı? Güçlenmemeleri konusunda bir anlaşmaya varamazlar mıydı? Bu sorunun cevabını da ‘Tutsak İkilemi’ (Prisoner’s Dilemma) vermektedir. Tutsak İkilemi adlı oyunu da bu yazıyı daha uzun tutmamak adına bir başka yazıda açıklayacağım. (Tutsak/Tutuklunun İkilemi kavramı şurada açıklanmıştır: Güvenlik Ve Tutuklunun İkilemi )

Peloponnesos Savaşı’nda hem güvenlik hem de tutsak ikilemine tanık olmaktayız. Özellikle yazıda bahsettiğimiz güvenlik ikilemi perspektifinden baktığımızda Atina’nın bir savaşa girmeye istekli olmaması, barış ortamının bozulmasını arzu etmemesine rağmen savaşa girmesinin nedeni savaşa girmediği takdirde dezavantajlı bir duruma düşme riski ile karşı karşıya kalmasıdır. Tıpkı Spartalıların da benzer biçimde Atinalıların ne yapacağına güvenememeleri ve savaşa girmedikleri takdirde Atina’nın çok güçleneceği riski ile karşı karşıya kalmaları onları savaşın içine çekmiştir.

Milattan Önce olmasına rağmen bu savaşın bugün bile anlatılmasının nedeni Thukydides’in uluslararası ilişkilerde realizmin kapılarını açmasında ve devletlerin hareketlerini anlamada bugün bile yardımcı olacak örnek bir olay olmasında gizlidir.

Not: Bu yazı, Joseph S. Nye ve David A. Welch’in Türkçeye ‘Küresel Çatışmayı Ve İşbirliğini Anlamak’  başlığı ile çevrilmiş eserinden faydalanılarak yazılmıştır. (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.