Ali Fuad Başgil/ Gençlerle Başbaşa

Ali Fuad Başgil ismini araştırdığınız zaman onun ordinaryüs profesör ünvanı aldığını, dönemin siyasi olaylarında yer yer isminin geçtiğini, birçok kitap yazdığını görebilirsiniz. Hatta İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine yolunuz düşerse bir amfinin girişinde ismi ile de karşılaşabilirsiniz. Kendisi ülkemizde çalışmanın metodunun gösterilmemesinden, iradenin, ahlakın öneminin anlatılmamasından dolayı yitip gitmiş, kaybolmuş birçok genci dert edinmiş ve ince ama alanında ihtiyaç duyulan bir eser kaleme almış. O eserine de samimi bir başlık atmış: ‘Gençlerle Başbaşa’. İşte bu yazıda sizlere Başgil’in yaşam öyküsünden ziyade bu eserinden bahsedeceğim.

Bilmek yeterli değil onu hayata geçirmek asıl mesele. İlim, maalesef, ameli müstelzim değildir diyor yazar. İnsan sigara ve içkinin zararlarını bilir de bilgisi ile amel edip bu alışkanlıklarından vazgeçemez. ‘Zira ilmin kaynağı zekâ, amelinki ise iradedir.’

kaynak: kubbealtı yayınları

Bir çırakla bir talebenin öğrenim sürecini kıyaslıyor Başgil. Zanaata giren bir çocuk, ustası ile sürekli beraber ve onun gözetimi altındadır. Bir iş çıkarmanın ve verimli çalışarak başarılı olmanın zevkini gözleri ile görür. Güçlüklerin üstesinden gelmeyi öğrenir, sıkıntılı zamanlarında yanında ustasını destek olarak bulur.

‘Fikri çalışma çırakları’ ise böyle bir imkana sahip değildir. Hocasını kalabalık bir sınıf ortamında ve sadece sınavlarda görür. Hocası ile omuz omuza çalışma şansına sahip değildir. Bu bakımdan nasıl çalışmak gerektiğini, öğrenmenin usulünün ne olduğunu kendisi düşünüp bulmak zorundadır. Bulamazlarsa yanar giderler der yazar. Ayrıca manevi destekten de mahrumdurlar. Ali Fuad Başgil bu gençleri kendine dert edinir. Çünkü kendisi de benzer yollardan geçmiştir.

Mekteplerin sadece gençlerin zekâsı üzerinde değil aynı zamanda iradeleri üzerinde de çalışmaları gerektiğini vurgular. Ona göre insanın kıymeti bilgisinin genişliğinden çok iyi huylarında, ruhi terbiyesinde ve iradesine hâkim olabilmesindedir. Eğitim hayatımız için eleştiri getirdiği birçok konu ise yıllar geçmiş olmasına rağmen hala aynı hatta belki de daha da artmış bir şekilde eksiklikleri görülmeye devam eden konulardır.

Gençlerle Başbaşa adlı kitabında Başgil bu eksikliğini gördüğü çalışmanın ve muvaffak olmanın usulü hakkında bilgi vermeyi amaçladığını söyleyerek bir şeyi daha ekler: Saadet muvaffakiyetten ayrı değildir. Muvaffak olmuş birisi için saadete erişmek daha kolaydır. Yalnızca az biraz daha gayret ister çünkü muvaffakiyet dağının arkasından saadet diyarı gelir. Ali Fuad Başgil’in bu bahsettiği gerçeği birçok filozof, yazar da dile getirmiştir. Onlara göre bir zorluğu aşarak bir şeyleri başarmanın verdiği his ile gerçek mutluluk yaşanır. Gerçek mutluluk çalışmaktadır sözü üzerine iyi düşünmek elzemdir.

Eserin devamında başarılı olmanın önündeki üç engeli sıralar yazar. Bunlar; herkesin karakterine, hassas noktasına göre kılıktan kılığa giren tembellik, kötü arkadaş ve kısa yoldan amaca gitmeyi gaye edinmiş kötü örneklerdir.

Başarılı olmanın şartlarında ise ilk sıraya iradeli olmayı koyar. Basit zekalı, az bilgili, hatta bilgisiz insanlardan muvaffak olan çok görülür ama zayıf iradeli insanlardan muvaffak olmuş tek bir misal gösterilemez der.  Nobel ödülü alan Aziz Sancar da benzer bir ilkeye değinmiştir. Gerçekten genel ortalamada insan zekâsı fark oluşturacak bir etken olmazken başarıda ayrışmayı disiplinli çalışmak getirmektedir. Yılların tecrübesi yani uzun süreler bir işte deneme yanılma yöntemi ile çalışmak başarıda önemli bir etken. Örneğin, bir zanaat alanında tecrübe çok fazla öne çıkarılırken ilmi çalışmalarda öğrenciden kısa zamanda zeka faktörlü bir başarı beklenmesi doğru bir yaklaşım değil.

Saadet, gayret (cehd) ile irademizin kuvvetiyle zapt edebileceğimiz bir kaledir diyor Ali Fuad Başgil. Daha sonra ise irade üstüne felsefi  bir tartışmaya değiniyor. Doğuştan kazanılan alışkanlıkları ve daha sonradan edinilen alışkanlıkları açıklıyor. Kader konusuna değiniyor. Gayret ile karakter ve ruh değişir mi ya da ne kadar değişir gibi temel konulardan kısaca bahsediyor.

Çalışmayı sevmenin, sevilen işi yapmanın önemine atıfta bulunuyor. Gençken hangi mesleğe yönelmeyi bilmenin zor olacağına değiniyor ve bu noktada okullara büyük görev düştüğünü anlatıyor. Gençlere de meslek seçmek için önce kendini iyi tanımanın gerektiği nasihatini veriyor.

Başgil’e göre çalışmayı sevmenin şartı, işi ve mesleği iyi seçmektir ama bu yeterli değildir. Kişinin layık olduğu yere gelebileceğine inanmasını sağlayacak adil bir sistemin varlığını da bu noktada önemli bir şart olarak görüyor.

Muvaffak olmanın bir şartı da verimli ve metotlu çalışmadır. Çalışma sevgisi metotlu çalışma ile doğar diyor yazar. Böyle çalışmayan işini sevemez çünkü metotsuz çalışma verimsizdir ve bezdiricidir. Bu da bir işte yetkinlik kazandıkça o işi sevmeye başlamanın önemini çok iyi açıklıyor. Gerçekten de insan bir işin başında iradesine dayanarak, kendini zorlayarak işin ilk öğrenme sürecini geçtiğinde o işi yapmaktan zamanla zevk de almaya başlar.

Descartes’in garpta metotlu çalışma devrini açtığını söyleyen Başgil insanlar arasındaki farkın da buradan yani metotlu çalışmaktan geldiğini söyleyerek bu fikrin toplumlar için de uygulanabileceğini belirtiyor.

Eserin sonunda ‘çalışma hayatının ve umumiyetle muvaffak olmanın kanunları’ diye belirttiği birtakım özlü sözleri paylaşıyor yazar. Gerçekten içerisinde gayet kıymetli öğütlerin yer aldığı bu damıtılmış sözlerin bir kısmı şu şekildedir:

Çalışmak için müsait gün ve saat bekleme. Bil ki, her gün ve her saat çalışmanın en müsait zamanıdır.

Bir iş üzerinde yorulursan dinlenmek için işini değiştir ve çalışma hızını yavaşlat. Fakat dinlenme bahanesi ile, asla boş oturma. Boş oturanın içi, işlemeyen demir gibi, pas tutar.

Sebat et, genç dostum, sebat et! Damlaya damlaya göl olur. Ve aynı noktaya düşen damlacıklar, zamanla mermeri bile deler.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.